Osmanlıda Çinicilik Sanatı | Osmanlı Tarihi |

Osmanlıda Çinicilik Sanatı Burada selçuklu çinilerinden farklı olarak sarı ve yeşil renkte çiniler kullanılmış, bitki ve çiçek motifleri yeni bir zevk ve anlayışla daha zengin bir şekilde yapılmıştır.

Caminin duvarları 2,50 m yüksekliğe kadar altıgen çinilerle kaplanmış, araları firuze renkli üçgen çinilerle doldurulmuştur.

Osmanlı Çini Sanatı

Osmanlıda Çinicilik
Osmanlıda Çinicilik Sanatı Burada selçuklu çinilerinden farklı olarak sarı ve yeşil renkte çiniler kullanılmış, bitki ve çiçek motifleri yeni bir zevk ve anlayışla daha zengin bir şekilde yapılmıştır.

Bursa Muradiye camii, osmanlı sanatında ilk defa olarak firuze ve beyaz duvar çinilerinin kullanıldığı en eski örnektir.

Bursa’dan sonra Edirne, ilk osmanlı çinilerinin en zengin örneklerinin bulunduğu önemli bir merkezdir.

Muradiye camii’nde (1436) duvarlar mavi ve beyaz renkte altıgen levhalarla kaplıdır.

Bu çinilerde de Bursa’da olduğu gibi kıvrık dallar üzerine hatayî ve rumî motifleri işlenmiştir.

Caminin özellikle mihrap çinileri ilgi çekicidir.

Burada mavi zemin üzerine sarı rengin hâkim olduğu yeşil, firuze, koyu kahverengi ve beyaz renklerde rumîler, palmetler, rozetler ve örgü motiflerinden meydana gelen bir süsleme görülür.

Mozaik, sıraltı ve renkli sır teknikleriyle imal edilen ilk devir çinileri Osmanlıların en önemli çini merkezi olan İznik’te yapıldı.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan (1472) Çinili köşk, zengin çinileri bakımından önemlidir.
Genellikle sarı rengin hâkim olduğu bu yapıda, selçuklu geleneğinin devamı olarak mozaik çiniler kullanıldı.
XVI. yy. başlarından sonra İstanbul’da mozaik çiniler ve altın yaldızlı tek renkli çiniler tamamen kayboldu, bunların yerini renkli sır tekniğinde yapılmış dört köşe levhalar halindeki çiniler aldı.
Rumîler ve hatayîler arasında palmet ve lotüs motifleri olan çiçek ve üslûplaştırılmış yapraklardan meydana gelen süsleme, bu devir çiniciliğinin özelliğidir.
1522’de yaptırılan Sultan selim türbesi’yle Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu için yaptırdığı Şehzade mehmet türbesi (1548) bu özelliği gösteren örneklerdendir.
Yeşil, sarı ve lâcivert hâkim olmak üzere yer yer firuze ve uçuk kırmızının da kullanıldığı bu çinilerde klasik rumî, palmet motifleri arasında büyük nar çiçekleri, güller» yapraklar ve rozetler görülür.
XVI. yy.ın ikinci yarısından başlayarak osmanlı çiniciliğinde büyük bir gelişme ve zenginlik görülür.
Bu dönemde çiniler sıraltı tekniğiyle yapılmaya başlandı; artık kullanılmayan sarıyle açık yeşilin yerini firuze, mavi, koyu yeşil, açık lâcivert ve beyaz aldı.
Ayrıca Önemli bir yenilik olarak mercan kırmızısı da geniş ölçüde kullanılmaya başlandı.
Bu arada motiflerde de bir değişme oldu; üslûplaştırılmış motifler, palmet ve rumîlerin yerini çiçek ve yapraklarla, şakayık, nar çiçeği, gül, lâle ve sümbül motifleri aldı.
Bu yeni üslûptaki çinilerin en güzel örneği İstanbul’da Süleymaniye camii (1557) mihrabının iki yanında görülür.
Bu çiniler beyaz zemin üzerine lâcivert, firuze, kırmızı çiçek motifleriyle süslenmiş ayrıca yazılar da beyaz zemin üzerine lâcivert ve yeşil renkli olarak yazılmıştır.
Rüstempaşa camii (1561) ve türbesindeki çinilerde görülen lâle motifleri ve vazolu panolar da ilgi çekicidir.
Sultanahmet’teki Sokullu mehmet paşa camii (1572) ile Kasımpaşa’da Piyale paşa camii (1574) çinilerinin renk ve kalitelerinde daha ileri bir gelişme dikkati çeker.
Bu çinilerde kırmızı rengin yerini parlak mercan kırmızısı aldı.
Bu tarihten sonra bütün çinilerde görülen mercan kırmızısı, XVII. yy. başlarında birdenbire ortadan kayboldu.
Mercan kırmızısı, özellikle Topkapı sarayında geniş ölçüde kullanıldı.
Hırkai Şerif dairesindeki tavus kuşlu çiniler, Harem dairesinin Altınyol adı verilen koridorunda bulunan üç pano (1574), Üsküdar’da Valide camii çinileri ve 1575 yılında tamamlanmış olan Edirne Selimiye camii mihrabının iki tarafında ve Hünkâr mahfilinde görülen zengin çini dekorları, bu devrin en güzel örnekleridir.
XVII. yy. başlarında çini sanatında bir duraklama görülür.
Şehzade camii avlusundaki Damat ibrahim paşa türbesinde (1603), uzun zamandır görülmeyen geometrik yıldız motifleri tekrar ortaya çıktı.
Bu arada lâle ve karanfillerle mercan kırmızısı kayboldu, yerini soluk kırmızı aldı.
Yine aynı yıllarda yapılmış Mehmet III türbesi (1603) ile Topkapı sarayında Ahmet I kütüphanesi çinilerinde yeşil renk hâkimdir.
Topkapı sarayından sonra çini bakımından en zengin eser olan Sultanahmet camii’nde (1617) 20143 parça çini vardır.
Bu çinilerde yeşil ve mavi renk hâkimdir; iri gül, lâle, sümbül, karanfil ve uzun yaprak motifleri görülür. Bu motifler arasında sadece karanfil ve lâlede kırmızı renk kullanılmıştır.
Bu devrin öteki önemli örnekleri Topkapı sarayında Sultan İbrahim tarafından yaptırılmış olan sünnet odasının (1640) duvarlarında, sultan Murad IV’ün yaptırdığı Bağdat köşkü’nde (1639) görülür.
XVII. yy. sonunda çini sanatı önemini kaybetmeye başladı; ancak sanata çok önem veren Nevşehirli Damat İbrahim Paşa,XVIII.yy. başında İznik’ten çini ustaları getirterek İstanbul’da Tekfur sarayı yakınlarında bir çini atelyesi kurdurdu (1725).
Bu atelyede yapılan soluk renkli ve bozuk sırlı çiniler Sultanahmet’te Ahmed III çeşmesinde ve Hekimoğlu ali paşa camii’nde kullanıldı.
Bu atelye bir süre sonra kapatıldı ve Avrupa’dan çini getirtilmeye başlandı.
XIX. yy.da Abdülhamid II, İstanbul’da Yıldız sarayının bahçesinde bir porselen fabrikası açtırdı.
Osmanlıların ilk devirlerinden itibaren İznik’in yanında ikinci bir merkez olan Kütahya, bugün de tek çini merkezidir.
Burada eski renk ve desenleri taklit eden çini sanatı bugün de sürdürülmektedir.
Osmanlıda Çinicilik

Bir cevap yazın