Hakkında Bilgi

Hakkında Bilgi,Ansiklopedik Bilgi

Tarih

Osmanlıda Derebeylik Sistemi | Osmanlı Tarihi |

Osmanlıda Derebeylik Sistemi,Türklerde derebeylik, Büyük Selçuklu imparatorluğunun kuruluşuyla şekillendi; Türklerin islam dünyasını idareleri altına almasından sonra önem kazandı.

Türklerde Derebeylik

Selçukluların İslâm dünyasına getirdiği derebeylik sistemi, anayurttarındakinin devamıdır. Türklerdeki derebeylik hayatı, şu sıra içinde gelişti:

1.Türk boylarına ve devletlerine ait feodal sistem;

2.Abbasîlerdeki ikta sisteminin askerî feodaliteye dönüşmesi üzerine meydana çıkan Türk-İslâm feodalitesi,

3.Osmanlı imparatorluğunun çöküntü devrindeki âyan ve derebeyler.

Türk kavimlerindeki fedoal sisteme, Türkçe «ülüş» deniyordu. Ülüş, devlet topraklarından pay alma, faydalanma hakkıdır.

Bu sistemde toprak mülkiyeti yurtluk, inçü (has), kopı (mukataa), çerig yurtları (timar) şeklinde dağıtılıyordu.

Yurtluk adı verilen yaylak ve kışlakların mülkiyeti, efsanevî abalar tarafından verilmiş sayılıyordu.

Osmanlı Devletinde Feodalite Nedir

Ertugrul Gazi’nin Sultan Alâeddin’den Söğüt’ü kışlak, Domaniç (Tomaniç) ve Ermeni dağlarını yaylak olarak alması bu törenin devamıdır.

Alınan topraklar, boyun öz mülkü oluyordu.

Devletin esas topraklarına fetih yoluyla katılan topraklar, hükümdarın öz mülkü olurdu.

Bu topraklara inçü denirdi. Yönetimleri «inçü divanı» tarafından yapılırdı.

Zamanla hâkimiyet kazanmış beylerin toprakları da inçü şeklini aldı. Şehzadelerin ayrıca yurtlukları vardı.

Devlet ve hanlık ailesinin hizmetinde bulunan görevlilere ve kumandanlarına askerî hizmetleri karşılığında babadan oğula geçen kopı’lar verilirdi.

Sistem, Batı’dakinden çok farklı esaslara bağlı bir askerî derebeylikti.

Devlet hizmetinde din bilginlerine ve şeyhlere ihsan ve sadaka olarak verilen, babadan oğula geçen topraklar, sonradan Osmanlılarda arpalık adını aldı.

Bu sistem Batı’daki Beneficium’un karşılığıdır. Hayat boyunca faydalanma hakkı taşıyan şekli de dirlik diye adlandırılmıştır.

Türk – İslâm derebeylik sisteminde başlıda özellikler şunlardır:

1.Derebeyleri çoğu zaman şehirlerde yaşar, toprağın işlenmesi ile doğrudan doğruya uğraşmazlardı.

Fakat Osmanlılarda ve az da olsa Memlûklarda toprağa yerleşmiş derebeyleri vardı;

2.Yurtlukların dışındaki toprakar kanun gereği hükümdara aitti;

3.Kuvvetli bir kimsenin veya toplumun koruyuculuğuna dayanan bir himaye sistemi vardı.

Bunun sonucu olarak Batı’dakinden farklı bir sosyal hiyerarşi ortaya çıktı.

Korunan kişi, bu hakkı kuvvetli devletçilik sisteminden ve merkezden alıyordu;

4.köylü ile derebeyleri arasındaki ilişkilerin bütün ülkeler için değişmez bir sistemi yoktu.

Avrupa’daki köleliğe karşılık, Doğu’da köylünün kişi hürriyetine sahip olması belli başlı özelliklerdendi.

Mısır ve Moğollarda kölelik sistemi sürdüğü halde, Selçuklu ve Osmanlılarda yoktu.

Derebeyleri topraklarını kendileri işlemezler yanlız vergi alırlardı;

5.Büyük dirlikler, bazı görevlere bağlı bulunuyordu.

Görev bitince dirlik de başka bir derebeyine verilirdi.

Türk – İslâm devletlerinde, Selçuklularla başlayan ve İlhanlılar tarafından geliştirilen derebeylik, Osmanlı İmparatorluğunda başarılı bir şekilde uygulandı ve Fatih zamanında en verimli devresini yaşadı.

Bu dönemde derebeyleri gelir, rütbe ve unvana göre düzene bağlandı.

Buna göre derebeylik şekilleri küçükten büyüğe doğru timar, zeamet ve has’tı.

Herhangi bir ikta tasarrufu için hükümdardan izin alınırdı.

Türklerdeki feodal sistemin son kısmını âyan ve derebeyler meydana getirir.

Osmanlılarda eyalet teşkilâtının temelini meydana getiren timar sisteminin XVII. yy.dan itibaren çökmesi, sonunda derebeylik kuvvetlenerek taşra teşkilâtına hâkim oldu.

Derebeyleri yüzyıldan fazla imparatorluğun taşra teşkilâtını elinde tuttu.

Bu uzun zaman boyunca halka yapılan baskıdan endişelenen imparatorluk, bundan sonra bu sistemi ortadan kaldırma çarelerini aramaya başladı.

XVIII. yy. başlarından itibaren kendi başlarına hüküm sürerek, daha önce Osmanlı hükümetinin memuru iken yavaş yavaş vasalı haline gelen nüfuz ve kudret sahibi beyler meydana çıktı.

Hükümet tarafından müsamaha edilen ve yetkileri tanınan, fakat ülkenin asayişini bozdukları zaman üzerlerine asker gönderilen derebeyler, birer hanedan da kurmuşlar ve tam anlamı ile hükümdar gibi hareket etmişlerdi (msl. Tepedelenli Ali Paşa).

XIX. yy. ın başlangıcında Anadolu ve Rumeli tarafındaki birçok bölge, derebeylerin eline geçti ve hükümetin nüfuzu yok denecek kadar zayıfladı.

Babıâli, derebeylere muhassıl veya mütesellim unvanı veriyor ve bu kimseleri bulundukları bölgelerdeki asıl valilerden daha üstün görmek zorunda kalıyordu.

En şöhretli derebeyler arasında, XVIII. yy.dan beri Aydın ve Saruhan sancaklarını idare eden, fakat, nüfuzları İzmir ve Bursa’ya kadar uzanan, bölgenin tam güvenliğini sağladıkları gibi devlete de birçok yararlı hizmette bulunan Karaosmanoğulları özellikle kayda değer, öteki derebeyler ise Yozgat, Kayseri, Ankara, Amasya ve Niğde taraflarını idare eden Bozoklu Çapanoğulları, Canikli Hacı Ali Paşa ailesi ve Kuşadalı ilyasoğulları’dır.

Mahmud II devrinde, derebeylerin elindeki topraklar alınarak yeniden merkeziyet usulü yerleştirildi.

Bir yanıt yazın