Osmanlıda Maliye Sistemi,Maliye Teşkilatı | Osmanlı Tarihi |

Osmanlıda Maliye Sistemi Osmanlı devletinin kuruluş ve yükseliş devirlerinde elde edilen topraklar tam olarak ölçülürdü.

Osmanlıda Maliye Sistemi
Osmanlı devletinde ilk bütçenin İstanbul’un fethinden çok önceleri yapıldığı veya ilk bütçenin Tarhuncu Ahmed Paşanın sadrazamlığında (1653) meydana getirildiği şeklinde iki görüş vardır.

Her köy halkının evleri, ormanları, yaylakları, kışlaktan tespit edilir, defterlere kaydedilirdi.

Böylece toprak mülkiyetinden başka halkın geliri ve vergi ödeme gücü de tespit edilmiş olurdu.

30-40 Yıl aralıklarla sayım işleri tekrarlanırdı.

Tespiti yapılan topraklar bir düzen içinde dağıtılır, genellikle bu toprakların mülkiyeti devlete ait olurdu.

Murad I zamanında başlayan toprağın dağıtılması işi, Kanunî Sultan Süleyman zamanında gelişti ve şeyhülislâm Ebussuud Efendi döneminde fetvalarla yasama niteliği kazandı.

Selim II’nin tahta çıkışından sonra da kitap halinde toplanarak kanun durumuna getirildi.

Osmanlı devletinde ilk bütçenin İstanbul’un fethinden çok önceleri yapıldığı veya ilk bütçenin Tarhuncu Ahmed Paşanın sadrazamlığında (1653) meydana getirildiği şeklinde iki görüş vardır.

Fatih kanunnamesinde yılda bir defa defterdarın padişah huzurunda gelir ve gideri okuması geleneğinin devamını isteyen ifade, o tarihlerde bütçe yapıldığını gösterir.

Aynı kanunnamede, malî konularla ilgili hükümler de vardır.

Halkokondil zeylinde (malî konuları kapsayan bir açıklama).

XVI. yy. sonlarıyla XVn. yy. başlan için, devletin gelir ve giderlerini belirten sayılara rastlanmaktadır.

Sonuç olarak, Osmanlı devletinde, malî meselelerin, kuruluşun ilk yıllarından itibaren önem taşıdığı ve büyüme hızıyla orantılı olarak geliştiği söylenebilir.

Devletin, XV. yy. başlarına kadar büyük bir malî gücü olduğu ve maliye teşkilâtının, bütün meseleleri çözecek seviyeye eriştiği biliniyor.

Bu devrede iç ve dış hazineler tamamen doldu ve Rüstem Paşanın sadrazamlığı sırasında Yedikule’de iç hâzineye yeni bir şube eklenmesi gerekti.

Bu dönemlerde kamu hizmetlerinin iyi şekilde yerine getirilmesi osmanlı mâliyesinin gücünden geliyordu.

1550’lerde malî çöküntü başladı.

Bu sıkıntı 1660’a kadar sürdü; o dönemde geçici bir ferahlamadan sonra, tekrar kötüleşerek imparatorluğun çöküşüne kadar devam etti.

Devletin malî darlığa düşmesinin başlıca sebepleri arasında, paranın hızla değer kaybetmesi, deniz taşıtlarının gelişmesi sonucu asya ticaret yolunun kapanması, böylece devletin büyük vergi gelirinden yoksun kalması, giderlerin yeniçeriler v.b .ye verilen tavizler sonucu artması olarak gösterilebilir.

1491-1550 Yılları arasında yüz dirhem gümüşten 420 akçe kesilirken, 1500’de 950 akçe ve 1618’de ise 1000 akçe kesilmeye başlandı.

Osmanlıda Maliye Sistemi
1491-1550 Yılları arasında yüz dirhem gümüşten 420 akçe kesilirken, 1500’de 950 akçe ve 1618’de ise 1000 akçe kesilmeye başlandı.

Bu dönemde gelirlerle giderler arasındaki dengesizlik, mâliyeyi altüst etti.

1564’te gelir 1 864 yük (1 yük 100 000 akçe, yarısı 1 kese, mirî muhasebede 500 altın), gider 1 896 yüktü (bütçe açığı 32 yük).

Devlet 1597 de hızla iflâsa yöneldi.

3 000 Yük gelire karşılık giderler 9 000 yükü buldu.

Devlet, yem para kaynakları yaratmak zorunda kalınca, toprak rejiminde köklü değişiklikler yaparak, sipahilerin yönetimindeki toprakları çeşitli öşürlerle mültezimlere kiraladı.

Böylece Osmanlı devletinin gücünü yaratan askerî teşkilât bozuldu. Malî güçlüklere çare aranırken askerî kudret yok oldu.

Osmanlıda Maliye Teşkilatı

Defterdar, Osmanlı devletinin malî işlerinin en büyük memuruydu.

Fatih kanunnamesine göre defterdar, padişah malının vekili, Sadrazam ise nazırıdır.

Defterdar, gerek para hâzinesinin ve gerek devletin ana arazi kayıtlarının yazılı bulunduğu defter hâzinesinin koruyucusu ve sorumlusuydu.

Defterdarlar hazır bulunmadıkça bunlar açılamazdı.

Aynı kanunname, defterdarların mâliyeden hüküm çıkarma; ferman yazma; çavuşluk, sipahilik, kâtiplik, hattâ sancakbeyliği memuriyetleri verme; hükümdara sormadan iki akçeye kadar maaşlara zam yapabilme yetkileri olduğunu belirtir.

Osmanlı devletinde önceleri yalnız bir defterdar vardı.

Ülkenin genişlemesi üzerine, Rumeli’ye ait malî işler ayrılarak, Rumeli defterdarı veya başdefterdar (şıkkı evvel defterdarı) denilen bir memura, Anadolu’nun malî işleriyse Anadolu defterdarına verildi.

Yavuz Sultan Selim’in Doğu Anadolu ile Suriye’yi ele geçirmesi üzerine bu bölgelerin malî işlerine bakmak üzere bir «şıkkı sani defterdarı» tayin edildi.

XVI. yy.m sonlarında ve Mehmed III zamanında, Tuna bölgesi için kurulan dördüncü defterdarlık «şıkkı salis defterdarı» olarak adlandırıldı.

Bununla birlikte başdefterdar, hepsinin büyüğü ve âmiri sayılır ve Rumeli beylerbeyi rütbesinde bulunurdu.

Defterdarlara vezirlik verildiği de görülürdü.

XVI. yy. sonlarına doğru bu defterdarlardan daha aşağı derecede olmak üzere sırasıyla Diyarbakır, Şam, Erzurum, Trablusşam, Sivas ve Karaman eyaletleri ayrılarak bağımsız defterdarlıklar meydana geldi.

Bunlara kenar defterdarlıkları veya hazine defterdarlıkları dendi.

Selim III de, Nizamıcedit askerinin giderlerini karşılamak için, ayrılan vergilerin alınmasıyla görevli şıkkı râbi defterdarlığını kurdu.

Fakat Nizamıcedidin kaldınlmasıyla bu defterdarlığa da son verildi.

Teşrifatta, osmanlı mâliyesinin en büyük âmiri olan Rumeli defterdarından sonra Anadolu defterdarı, sonra da şıkkı sani defterdarı gelirdi.

Divanı Hümayuna da üye olan defterdarlar, padişaha maruzatta bulunabilirdi .

Devlet gelirlerinin birinci tahsil memuru durumunda olan baş bakı kulu, defterdarın işlemlerini yürüten memurların başında gelirdi.

Bunun emrinde 5 memur ile onlara bağlı 60 mübaşir vardı.

İkinci derecede icra memuru olan cizye baş bakı kulu, cizye borçlarını takip eder, veznedarlar da ödeme ve tahsilâta nezaret ederdi.

Osmanlı Maliye Kalemleri

Osmanlı maliye teşkilâtında defterleri tutan, malî işleri yürüten kalem daireleri, günün ihtiyaçlarına göre bazı değişikliklere uğramış olmakla birlikte, başlangıcına göre çok farklılık göstermedi.

XVIII. yy.da kalem dairelerinde yeni ihtiyaçları karşılamak için değişikliklere gidildi.

Fakat bunlar esas yapıyı etkilemedi.

Hükümet merkezinde maliye kalemleri 4 grupta toplanırdı:a) Hazinei Âmire dairesine,b) Başdefterdarlığa, c) Anadolu defterdarlığına, ç) şıkkı sani defterdarlığına bağlı kalemler.

Bunlar şöyle sıralanabilir:

1. Büyük Ruzname kalemi. Devletin bütün tahsilât ve ödemelerinin hesabı ve padişah emrettikçe her yıl devlet gelirlerinin durumunu hazırlaması dolayısıyla bu kaleme Mizan kalemi de denirdi.

Devlet tahsilât ve ödemeleri için iki memuru vardı.

Tahsilât işleriyle ilgilenen sergi kalfası ve ödeme yapan veznedarbaşı.

Bunlar sarayın Hazinei Âmire denilen gelir dairesinde her zaman hazır bulunur ve Hazinei Hümayun’a giren çıkan paranın hesabını yaparlardı.

Bu hesabı akşamları vezir ile defterdara gösterirlerdi. Bir de muhasebeci bulunurdu.

Sergi nazırının yanında görev yapan bu muhasebeci, genellikle, askere maaş dağıtıldığı günlerde onun defterini tutardı.

2. Baş Muhasebe kalemi, sıra itibariyla Ruzname kaleminden sonra gelirdi; fakat bütün kalemlerden daha önemli görevleri vardı.

Silâhlara, her ocağın savaş araçlarına ve devletin mukataalı malikânelerine ait giderlerle Anadolu ve Rumeli sınırlarının korunma giderlerine, İstanbul, Selânik ve Gelibolu’da bulunan baruthane eminine ait defterler ve hesaplar bu kalemde saklanırdı.

Devletin, yabancı kimselerle olan hesapları ve evrakı da bu kalemde bulunurdu;

3. Anadolu Muhasebesi kaleminde çeşitli malikânelerin, Akdeniz adalarının korunmasiyla görevli askerler ile, sayılan 60 000’i aşan ve çeşitli sınıflara mensup görevlilerin maaş defterleri ve listeleri tutulur ve muhafaza edilirdi;

4. Süvari Mukabelesi kaleminde enderun ağalarının gelirlerine, saray kapıcılannın maaşlarına, Istablı Hümayun müstahdemlerinin ve altı bölük süvarilerinin maaşlarına ait defterler saklanırdı;

5. Sipahi kalemi. Sipahi bölüğüne mahsus olan bu kalemde sipahilerin maaşlarına ait isim listeleri muhafaza edilirdi;

6. Silâhtar kalemi, süvarilerden silâhtara mahsustu ve onun işleriyle ilgilenirdi;

7. Haremeyn Muhasebesi kalemi, evkaf mütevellilerinin, şeyh, kâtip, imam, müezzin, kayyum gibi cami müstahdeminin ücretlerine, İstanbul ve Rumeli’de bulunan özel vakıflar ve Rumeli’deki Haremeyn vakıflarıyla Galata ve öteki semtler voyvodalarının mukataalarma ait hesap defterlerini tutmakla görevliydi;

8. Cizye Muhasebesi kalemi’nde cizye ve haraç denilen dergilerin hesapları görülür, cizye vergilerinin kâğıtları her yıl bu kaleme gelirdi;

9. Mevkufat kalemi, devletin bütün eyaletleri tarafından verilmesi usul olan ve avarız, bedeli nüzül (sürsat) adlı vergilerin, İstanbul’da ve sınır boyundaki şehirlerde ambara alınmış olan satılık eşyanın hesaplarıyla ilgilenir; ayrıca bütün mülkî, askerî ve adlî memurların aldığı tayinatın hesaplarını tutardı;

10. Maliye kalemi, defterdarlığın en önemli kalemlerindendi. Bütün şeyh, imam ve cami müstahdemine, vakıf mütevellilerine ait beratlar, devlet gelir ve parasıyla ilgili olarak ülkenin her tarafına gönderilen fermanlar Maliye kaleminde yazılırdı;

11. Küçük Ruzname kalemi, kapıcıların, çaşnigirlerin, gedikli zaimlerin, büyük gemi kaptanlarının, gemi müstahdemininin ve kalyoncu denilen tayfaların hesaplarının ve defterlerinin tutulduğu kalemdi;

12. Piyade Mukabelesi kalemi, piyadenin ve padişahın özel hizmetlerini gören askerlerin (yeniçeri, cebeci, topçu ve toparabacıları) hesaplarıyla ilgilenirdi.

Sipahiler gibi bunların da ayrı ayrı kâtipleri bulunurdu. Her kâtip, yeniçeri ağasının dairesinde vazife görürdü.

13. Küçük Evkaf Muhasebe kalemi, camilerle imarethane müstahdemlerinin iaşe işleriyle uğraşırdı.

14. Büyük Kale kalemi, Bosna ve Belgrad gibi sınır boylarındaki kalelerin korunmasıyla görevli askerlerin adları ve hesaplarıyla ilgilenirdi.

15. Küçük Kale kalemi, Mora ve Arnavutluk’taki askerlerin işleriyle ilgilenirdi.

16. Maden Mukataası kalemi, Ergani ve Keban’da bulunan altın ve gümüş madenlerinden, resmi duhan adıyla tütünden alman vergiler, Eflak ve Boğdan beylerinin ödediği yıllık vergiler, İstanbul, Edirne, Gelibolu, İzmir, Sakız v.d. yerlerde bulunan büyük gümrüklerden alınan mukataa ile igilenirdi.

17. Salyane Mukataası kalemi, «derya beyleri» denilen çektiri beylerinin, kırım hanları (kalgay sultanları) salyaneleriyle (maaşları) ilgilenirdi.

18. Haslar Mukataası kalemi, padişahın kendisine mahsus olan ve Hassı Hümayun denilen işlerle ilgilenirdi.

19. Baş Mukataa kalemi, Kilya, Dağhamamı, Rusçuk, Silistre, Yergöğin v.d. nezaretlerin, Filibe, Tatarpazar, Tosya v.d. çeltiklerinin (bu yerler «yıllık ocaklık» adıyla başka bir vergi daha verirlerdi).

Akali, lnezi, Selânik v.d. tuzlalarının, osmanlı sınırlan içinde bütün balık avlama ve Karadeniz iskeleleri gümrüklerinin, orman muhafızları mukataalarının defterleri bu kalemde saklanırdı.

20. Haremeyn Mukataası kalemi, Anadolu’da bulunan bütün Haremeyn vakıf ve malikânelerinin işlerini görürdü.

21. İstanbul Mukataası kalemi, Tırhala, Selânik ve Yenişehir feneri mukataasının, İstanbul ve Edirne’nin bütün erzakının, ipek mizanı vergisinin, Sırmakeşhanede gümüş ve altın teller üstüne konmuş resmin defterleri bu kaleme aitti.

22. Bursa Mukataası kalemi, Bursa ile Hüdavendigâr sancağının mukataa hesaplarıyla görevliydi; 23. Avlonya Mukataası kalemi, Avlonya ve Eğriboz mukataaları hesaplarıyla ilgilenirdi.

24. Kefe Mukataası kalemi, osmanlı idaresinde bulunduğu sırada Kefe’nin ve Anadolu’nun bazı sancaklarının mukataa hesaplan bu kaleme aitti.

25. Tarihçi kalemi, Defterdar kapısından gönderilen bütün berat ve fermanlara tarih koymak, devletin borçlarını bazı gelirlerle karşılamak suretiyle ödenmesi hakkındaki sebebi tahrir denilen emirnameleri göndermekle görevliydi.

26. Defterdar Mektupçusu kalemi (genellikle oda denirdi), en tanınmış kalemler arasındaydı.

Devlete ait malikanelerin (mîri, haremeyn ve valide sultana ait haslar) mülknamei hümayun denilen beratlan bu kalemde yazılırdı.

Defterdarın mîrmîranlara, mirlivalara, mütesellimlere, mültezimlere ve taşrada bulunan devlet gelirinin tahsiliyle görevli öteki memurlara gönderdiği bütün evrak bu kalemde yazılırdı.

Osmanlıda Hazineler

Osmanlı devletinde başlıca iki hazine vardı.

Biri Hazinei Maliye, Hazinei Devlet, Hazinei Âmire, Hazinei Hümayun gibi adları olan dış hazine, öteki de Hazinei Hassa denilen iç hazine’ydi.

Dış hazine devlete, iç hazine padişahın şahsına aitti.

İç hazine üç kısımdan meydana geliyordu: bunlardan birincisi hazinedar başının, İkincisi hazine kethüdasının, üçüncüsü has odabaşının sorumluluğundaki.

En büyük ve en zengini hazine kethüdasının emrinde olanıydı.

İç içe üç odadan meydana gelen bu hâzinede, değerli eşya ve para muhafaza ediliyordu.

Yavuz Sultan Selim, «Benim altınla doldurduğum hâzineyi ahlâfımdan her kim mangırla doldurursa, hazine anın mührüyle mühürlensin ve illâ benim mührümle mühüılenmekte devam olunsun» diyerek vasiyet ettiği için, onun mührünün kullanılmasına devam edilmişti.

Maliye hâzinesinde darlık bulunduğu zaman iç hâzineden para alınır, genellikle de yerine konmazdı.

Dört odadan meydana gelen ve kubbealtı binasının yanında bulunan dış hâzineye Taşra hâzinesi de denirdi.

Birinci odada değerli mücevherli silâhlar, İkincisinde kürkler, giyim eşyası ve ziynetlerle süslü kumaşlar, üçüncü odada altın işlemeli taht örtüleri, mücevherli eyer takımları, altın ve gümüş kaplar, dördüncü odada paralar bulunurdu.

Devletin asıl hâzinesi dış hâzineydi.

Dış hazine, defterdarın sorumluluğu ve sadrazamın nezareti altında tutulur; hâzinenin her açılışından sonra sadrazamda bulunan mührü hümayun ile mühürlenirdi.

İslâmlığın ilk dönemlerinde ganimet, tahsil edilen zekât, öşür, haraç ve cizye vergilerinin konulduğu bu hazine Osmanlılarda da bazı değişikliklerle devam etti.

Devlet hâzinesi ve maliye dairesi anlamında da kullanıldı.

Vergiler

Osmanlı mâliyesi, şer’î ve örfî esasları bünyesinde toplayarak yürüten bir teşkilâttı.

Bu bakımdan vergilendirmede, İslâmlıktan gelenlerin dışında günün şart ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir kısım vergilere de yer verildi.

Osmanlı devletinde vergiler, niteliklerine göre şer’î ve örfî vergiler olarak ikiye ayrılır.

1. Şer’î vergiler. Tekâlifi şer’iye de denilen bu vergilerin esasını öşür, haraç ve cizye ile zekât meydana getirir.

Bu vergiler dışında şer’î vergiler niteliğinde daha birçok vergi vardır; fakat kapsadığı kişilerin azlığı veya uzun ömürlü olmayışları yüzünden önemli sayılmamıştır.

Âşar (öşür). Osmanlı devleti, gelirlerinin çoğunu topraktan sağlardı.

Faydalanma şekillerine göre topraklar üçe ayrılmıştı:

1. öşürlü topraklar (öşriye), fetihlerden önce müslümanlara ait olan, fetihlerden sonra müslümanların yerleştirildiği arazidir.

Bu toprakların mülkiyeti, ona sahip olanındır; satılabilir, islâm miras hukukuna göre paylaştırılabilir, yani bunlar istendiği gibi tasarruf edilebilirdi.

Öşürlü toprağın sahipleri, çift resmi ve üretilen mahsul üstünden hesaplanan öşür (ondalık) olarak vergi öderlerdi;

2. haraçlı toprak (haraciye), bir yerin fethinden sonra müslüman olmayan yerli halka bırakılan topraklardı.

Bu toprakları işleyenler haracı mukassem adıyla öşür ve haracı muvazzaf denilen arazi vergisi öderlerdi.

Her iki toprağın da miktan sınırlıydı.

Arazinin verimine göre 80-150 dönüm arasında değişir.

Bir çiftlik genişliğindeki arazinin yıllık kirası, eski metinlere göre, müslümanlar için 22, hıristiyanlar için 24 akçeydi.

Elde edilen ürünlerden alınan haracı mukassem ise arazinin verimliliğine göre değişirdi;

3. mirî topraklar, devletin mülkiyetinde olan ve gelirlerini başkalarına bıraktığı arazidir.

Osmanlı yönetimindeki büyük topraklar bu türdendi.

«Arzı memleket» denen Anadolu ve Rumeli bölgelerindeki toprakların hepsi mirî topraklardı.

Mülkiyet Beytülmale, yani devlete aitti.

Reayanın (toprağı işleyenin) yalnız tasarruf hakkı vardı.

Osmanlı ülkesinde sapan girip ziraat yapılan yer mülk sayılmazdı.

Reaya, vergi olarak çift resmi ve öşür öderdi, öşür, toprakla uğraşanların ödediği vergiydi.

Başlangıçta, öşür, ondalık usulüyle uygulanırdı.

Sonraları XIX. yy.a kadar toprağın verimine, ürünün çeşidine ve bölgelere göre yüzde 5-20 arasında alındı.

Çiftlik işleri yapanlar öşüıden başka vergiler de Öderlerdi.

Bunların başlıcaları:a) salariye, tımar ve evkaf arazisinden ümera, vüzera için üretilen mallar üstünden tımar sahiplerince alınan vergi.

b) çift bozan resmi, tasarrufundaki toprağı üç yıl süreyle işlemeyenlerden ceza olarak istenir ve söz konusu toprak elinden alınırdı.

c) resmi bennak, ekip biçecek yeri olmamakla birlikte iş göıebilen çiftçilerden alınırdı.

ç) resmi arûs, tımar arazisine yerleşmiş olan erkeğin kızları ve kansı için alman vergi.

d) resmi asiyap, tımar arazisinde çalışan değirmenlerden alınan maktu bir vergiydi.

Bunlardan başka bahçe resmi, bostan resmi, bağ resmi, karcan resmi, pamuk resmi, ipek resmi, şıra resmi gibi adlarla, üretilen mallardan nakdî veya aynî olarak alınan vergiler de vardı.

Haraç ve Cizye Vergisi Nedir

İslâm hukukunda müslüman olmayanlardan alınan vergilerdir.

Haraç (haracı arazi), öşürde olduğu gibi ikiye ayrılırdı.

Adam başına alınan cizyeye (baş vergisi) haracı rüus da denirdi.

Bir hıristiyan, Müslümanlığı kabul ederse cizye vergisinden kurtulurdu.

Vergi, çalışacak kadar sağlıklı kişileıden alınırdı (ihtiyarlar, çocuklar ve kadınlar bu kapsamın dışındaydı).

Hazine için toplanan nakdî vergilerden olan cizye, müslüman olmayanlardan, askerlik hizmeti yerine alınırdı (10 mayıs 1855’te kaldırıldı).

Zekât. Başka müslüman ülkelerde olduğu gibi, Osmanlılarda da hali vakti yerinde olanların, fakirlere, yıllanmış mallarının veya paralarının kırkta birini, nakden ve aynen vergi olarak vermesi, kabul edilmişti.

2. örfî vergiler, şer’an alınması gereken öşür, haraç, cizye ve zekâttan ayrı olarak her ülkenin özelliğine ve günün ihtiyaçlarına göre miktarları tayin edilen vergilerdir.

Kanunlarda bu tür vergilerin ayrıntıları bulunmaz; vergi miktar ve tahsil işleri fermanlarla yürütülürdü, örfî vergiler doğrudan doğruya devlet hâzinesine giren vergilerdi.

Avarız vergileri de denen bu vergilerin bir özelliği de verginin bazen aynî (msl. saman), bazen nakdî (msl. kürekçi bedeli) olarak, bazen de angarya (msl. askerin geçeceği yere erzak taşımak) şeklinde oluşudur.

Avarız vergilerinin angaryadan doğduğu ve zamanla aynî ve nakdî vergi haline dönüştüğü sanılmaktadır.

Devlet bu vergileri şehir, köy farkı gözetmeksizin bütün ülkeden toplardı.

Servete göre değil, belli sayıda erkekleıden meydana gelen mükellef gruplarından tahsil edilirdi.

Mükellef gruplarının kaç kişiden ibaret olduğu, XVII. yy.a kadar bilinmemekte, 1603 yılına ait bir belgede ise 9 erkek olduğu belirtilmektedir.

Her avarız hanesine salınan vergi, mükellef gruplarmdan, birinci (âlâ), ikinci (evsat) ve üçüncü (ednâ) sınıf diye üç dereceye ayrılarak tahsil edilirdi.

Tekâlifi divaniye de denen bu vergiler genellikle 4 bölümde toplanırdı:

a) avanz akçesi, devletin ihtiyaç duyduğu dönemlerde aynen veya para olarak aldığı vergilerdi;

b) nüzul bedeli (veya akçesi), sefer sırasında ordunun İstanbul’dan hareketinden, düşman sınırınnı aşıncaya kadar olan zaman içinde gerekli erzakın halktan sağlanması için alınan aynî veya nakdî vergidir.

Bu şekilde toplanan erzaka, nüzül zahiresi denirdi.

Osmanlıların ilk devirlerinde rayiç fiyat üstünden parayla satın alınan nüzül zahiresi zonradan vergi haline dönüştü;

c) sürsat bedeli (veya akçesi).

Hareket halindeki osmanlı ordusunun belli menzilleri vardı.

Ordu yürüyüşe geçmeden önce bu menzillerin bulunduğu yerlerdeki görevlilere merkezden hükümler gönderilirdi.

Bu hükümlerde, halktan rayiç üstünden zahire sağlanarak asker için hazır bulundurulması bildirilirdi.

Böyle zamanlarda köylünün zahire satmak zorunluğu vardı (sürsat usulü).

Sonraları, menzillere zahire sağlamak için alınan belli bir vergiye sürsat akçesi denildi;

ç) kürekçi bedeli (veya bedeliyesi).Devlet donanmasında forsalarla suçlulardan ayrı, belli bir ücret karşılığı kürek çeken kimselere kürekçi denirdi.

Kürekçiler Marmara ile Adalar’daki kıyı kasaba ve köylerinden mükellefiyetle veya gönüllü olarak toplanırdı.

Halkın bir kısmıda gemilere kürek yapardı.

Kürekçilerin maaşlarına karşılık halktan alman vergiye kürekçi bedeliyesi denirdi, örfî vergiler genellikle sefer halindeki ordunun ihtiyaçları için sarfe dildiğinden Osmanlı devletinin İktisadî buhranlar geçirdiği, ordunun uzun yıllar savaş içinde olduğu dönemlerde, vergi miktarları çok arttı; genellikle XVII. yy.dan sonra ödenmesi çok güçleşti.

Bu dönemlerde halkın vergi ödeme gücü azaldı ve refah seviyesi çok düştü.öteki vergiler:

1. İhtisap resmi, belediye gelirleri olarak damga, tartı, ölçü, panayır ve pazar resmi adı altında alman vergi ile hile yapan esnaftan alman para cezalandır;

2. Ağnam resmi, hayvanlardan alman çeşitli vergilerdir

3. Yâve (koçkun) resmi, tutulan sahipsiz hayvanların satılmasından elde edilen gelirler;

4. Madenler resmi, işletilen madenlerden beşte bir oranında hazine adına alınırdı.

Demir madenlerinden, defterlerde öşür yazılmışsa, öşür alınırdı.

Maden ocakları için defterlerde her vilâyet için ayrı bir ondalık tespit edilirdi;

5. Otlak resmi, tımar arazisindeki otlaklarda otlayan sürülerin sahiplerinden alınırdı.

En iyi sürüden 20 akçe değerinde bir koyun, orta sürüden değeri 15 akçe olan bir koyun alınırdı.

Kötü sürüden ise 10 akçe tahsil edilirdi;

6. Kışlak resmi, tımara, kışı geçirmek için gelen sürülerden alınırdı.

İyi sürüden bir koyun, kötü sürüden 6 akçe tahsil edilirdi.

Vergilerin alınması ve harcanması.
Osmanlı topraklan, vergi gelirlerinin önemine göre üçe ayrılır:
1. Has: Yıllık geliri 100 000 akçeden fazla olan yerler;
2. Zeamet: yıllık gelirleri 20 000-100 000 akçe olan yerler;
3. Tımar: yıllık gelirleri 3 000-20 000 akçe olan yerler. Has, zeamet ve tımar deyimleri için toplu olarak dirlik terimi de kullanılır.
Osmanlı imparatorluğunda vergiler doğrudan doğruya hâzineye girenlerle bir devlet hizmeti karşılığı dirlik sahiplerine bırakılanlar olarak iki bölümde toplanabilir.
Mirî topraklar olan tımar arazisini işleyenler, mükellefi bulundukları vergileri, devlet hâzinesi yerine sahibi raiyet denilen tımar sahiplerine verirlerdi.
Has, zeamet ve tımar gelirlerini toplayan kişilerin kanunnamelerle ayııntılı olarak belirlenmiş hakları, görevleri ve yükümlülükleri vardı.
Devlet adına mirî topraklarda vergileri toplama hakkına ve devlet hizmetlerine karşılık maaş alınırdı.
Bu yolda toplanan vergiler, devlet hâzinesine girmez, vezirlik, sipahilik v.d. devlet hizmetlerine karşılık olarak dirlik sahiplerine bırakılırdı.
Has ve zeamet sahipleri, kendilerine ayrılan topraklarda oturmak zorunda değillerdi.
Ordunun en önemli kısmı sayılan sipahiler ise kendi tımarlarında yerleşmek, aldıkları her 3 000 akçe karşılığında bir atlı asker (cebeli) yetiştirmek, donatmak, devlet emredince de cebelileriyle birlikte savaşa katılmak zorundaydılar.
Sipahiler ayrıca köylüye iyi bakmak, toprağın verimli işlenmesini sağlamak, tapu v.b. devlet hizmetlerini de yürütmekle yükümlüydü.

Osmanlı Maliye Kalemleri

Osmanlı devletinin vergilerinden bir kısmını bir hizmet karşılığı dirlik sahiplerine bırakması, önemli bir malî teşkilâtın kurulmasını sağladı.
Böylece askerî, İdarî ve malî teşkilât düzenli bir şekilde yürütüldü.
Büyük imparatorluğun kuruluşunda yararlar sağladı.
1600 Yıllarına kadar topraktan sağlanan vergi gelirleri belirli görenler karşılığında memur-askerlere bırakıldı ve dirlik sahiplerince toplandı.
XVII. yy.dan sonra başlayan İktisadî buhranlar yüzünden boş bulunan tımarlara yeni tayinler yapılmadı.
Bu arazilerin vergi gelirleri arttırma ile kiraya verildi.
Kira bedelleri de hâzinenin gelirleri arasına girdi.
Buna karşılık devletin askerî ve İdarî kuruluşlarında aksaklıklar başladı.
1527 – 1528 Osmanlı bütçesinde gelirlerin eyaletlere göre:
Rumeli  198 206 192
Anadolu  129 624 973
Diyarbakır  22 778 513
Halep-Şam  22 778 513
Mısır          135 460 054
TOPLAM      507 148 245
akçe olduğu görülür.
Bu miktarın yüzde 37 kadarı dirlik sahiplerine bırakılmış, yüzde 12’si vakıflara verilmiş ve yüzde 51’i ise hâzineye kalmıştır.
Devlet kamu hizmetlerinin yapılmasında özel vakıflarla birlikte amme vakıflarının da büyük hizmetleri oldu.
Devlet, özel vakıfları denetliyor, onlara yardımlarda da bulunuyordu.
Osmanlı iktisat tarihi üstünde yapılan araştırmalarda, kamu iş ve hizmetleri gören vakıfların bazen büyük yatılımlar gerçekleştirdiği tespit edildi (Sakarya ırmağının geçtiği Eskişehir dolaylarında sadrazam Ahmed Paşanın yaptırdığı sulama tesisleri gibi).
Doğrudan doğruya devlet hâzinesine giren vergiler, maliye kalemleri bölümünde anlatılan teşkilât tarafından toplanır ve harcanırdı.
Mısır eyaletinden sağlanan gelir padişahın şahsına aitti.
Bu paraları istediği gibi kullanırdı.
Hazine gelirleri; saray giderleri, askerî giderler ve idari giderler olarak kullanılırdı.
Bunların denetimi maliye teşkilâtınca yürütülürdü.

Bir cevap yazın