Sadreddin Konevi Kimdir,Hayatı

Sadreddin Konevi Kimdir,Türk mutasavvıfı (Malatya 1210-Konya 1274).

Sadreddin Konevi Hayatı

Hayatının ilk dönemleri kesinlikle bilinmiyor.

Bazı kaynaklar, Konya’da yerleşen bir türk ailesinden geldiğini, babasının Anadolu Selçuklu lan zamanında önemli görevlerde bulunan ishsk adlı bir kimse olduğunu bildirir.

Çocuk yaşta, babası ölünce annesiyle evlenen Muhiddin Arabi tarafından büyütüldüğü, ilköğrenimini ondan gördüğü söylenir.

Kesin belgelere dayanmayan bu bilgiler bir söylenti niteliğindedir.

Gene pek kesin olmayan kaynaklara göre Şam’a gitmiş, çağın ünlü mutasavvıflarından Evhadüddin kirmani’nin yanında kalmış, ondan tasavvufla ilgili bilgiler edinmiştir.

Sadreddin’in eserleri üstünde yapılan inceleme ve yorumlardan, Şahabeddin Sühreverdi çığınnı sürdüren kimselerden öğrenim gördüğü, uzun bir süre onun düşüncelerini benimsediği, izinden yürüdüğü açıkça anlaşılıyor.

O sıralarda Moğolların Anadolu’ya saldırması, her tarafı yağma etmesi, yalap yıkması sonucu birçok belgenin ortadan kalktığı göz önünde tutulursa Sadreddin’in öğrenim yıllarının neden karanlıkta kaldığı daha kolay anlaşılır.

Onun, Muhiddin Arabi’nin etkisi altında, onun görüşlerini benimsediği bilinir.

Sadreddin Konevi felsefeye tasavvuftan giren, bütün görüşlerini Tanrı ile insan, Tanrı ile evren üstüne kuran ve evreni dolduran varlık türleri arasındaki genel kuralları gene Tanrı’ya bağlayan bir ortaçağ düşünürüdür.

Sadreddin Konevi Felsefesi

Temel varlık, Tanrı’dır.

Bütün varlık türleri, insan, hayvan ve bitkiler Tanrı’dan gelir.

Tanrı, evrenin yaratıcısıdır.

Yaratılan (mahlûk) evrenle, yaratan (halik) birbirinden ayrı değildir.

Çokluk (kesret),görünüştedir; gerçekte birlik (vahdet) vardır.

Tanrı, bir bütün olarak bütün evreni, onun içinde yer alan varlık türlerini kuşatır.

Tanrı, düşünen insanın tasavvuf gücüne göre öznel (sübjektif) bir kavram olarak ortaya çıkar.

Her insan Tanrı’yı kendi anlayış ve düşünüş ölçülerine, düşünme yeteneklerine göre değerlendirir.

Sonra, Tanrı’nın gerçek varlığı (özü) araştırılır.

İnsan Tanrı’ya düşünce yoluyla varır.

Sonra, düşüncelerine elle tutulur, gözle görülür (objektif) varlık alanında bir dayanak arar.

Sadreddin’e göre önemli olan, insan düşüncesinde, Tanrı kavramının kesinlik kazanması, açık ve seçik bir tanıma varacak nitelikte aydınlığa kavuşmasıdır.

Tanrı, yaratıcı bir güç kaynağı olarak bütün evrenin, varlık türlerinin özüdür.

Tanrı dışında hiç bir nesne «varlık» niteliği kazanamaz.

Var olan, yaratan ancak Tanrı’dır.

Bütün varlıklar Tanrı’dan gelir sonra gene Tanrı’ya döner, ölüm, bir yok oluş değil, geldiği kaynağa, ölümsüz öze dönüştür.

Tanrı, çokluğun (kesret) yorumlanmasıyla anlaşılamaz.

İnsan Tanrı’yı, ona birtakım nitelikler vererek de anlayamaz.

Tanrı bir varlık ışığıdır (nuru’I-vücud)

Nur, bütün evreni kuşatan sonsuz ve sınırsız bir görünüştür.

İnsan, onun yalnız görünüş alanına çıkan yanını görür.

Hakikat, bu görünüşte değil, onun arkasında saklı olan özdedir.

Bu öze akıl yoluyla varılmadığı gibi, basamak basamak yükselen bir bilgi ilerleyişi ile de ulaşılamaz.

Bütün evrenin, varlık türlerinin yaratıcısı, özü, kaynağı olan Tanrı, insan için bir bilinemez’dir.

Sadreddin Konevi’nin ileri sürdüğü bu görüşlerin kaynağı Kur’an ve hadislerdir.

Düşünceleri arasına birtakım tasavvuf inançlarının karışması, gördüğü eğitim, etkisi altında kaldığı Muhiddin Arabi ve öteki mutasavvıflar yüzündendir.

Görüşleri açık seçik bir felsefe ürünü olmaktan uzaktır.

Felsefeye tasavvuftan girmesine karşılık, zamanla tasavvuftan da felsefeden de uzaklaştığı, daha çok İslam dini ilkeleriyle bağdaşan bir görüşü benimsediği anlaşılır.

Değişik gibi görünen düşünceleri; Tanrı’nın kavranılması, bir nur olduğu konusunda kesin bir yoğunluğa varır.

Ona göre bilginin amacı Tanrı’dır.

Tanrı ise her türlü tanım ve açıklamanın üstünde olan bir varlık ışığıdır (nuru’l-vücud).

Onun anlaşılması o ışığın (nurun) kavranmasına bağlıdır.

Tanrı, her zaman özü (zatı) ile düşünülebilir.

Onun özü «mutlak» olduğu için insan aklıyla kavranamaz.

Bu öz (zatı mutlak) insan aklını, insanın kavrayış gücünü aşar.

Tanrı’nın özü, gerçek varlığı bilinemez.

Birtakım kanıtlamalar, akıl yürütmeler Tanrı’nın özünü kavramak, anlamak için yeterli değildir.

Çünkü akıl sınırlıdır.

Sadreddin Konevi Varlık Anlayışı

Sadreddin’e göre tek varlık Tanrı’dır.

Bütün bilinenler «yaratılmış»tır.

Tanrı, öz (zat) ve kuruluştur (mahiyet), önce Tanrı vardır.

Varlık bu öz ve kuruluştan (Tanrı’nın zatı ve mahiyetinden) sonra gelir.

İnsan bir varlık olduğu için Tanrı’nın hakikatim bilemez.

Çünkü zat ve mahiyet, bilme ve kavrama gücü olan insandan öncedir.

Tanrı’da öz ile varlık aynıdır.

Sadreddin Konevi’ııin eserleri incelendiğinde, onun daha çok İbni Sina ve Farabi gibi İslam filozoflarının derin etkisi altında kaldığı, ancak bir yerde tasavvufla felsefeyi birleştirmeye çalıştığı görülür.

Onun düşünce düzeninde tek kavrayıcı güç akıl değil, sezgidir.

Akıl sınırlıdır, belli kurallara, genel geçerliği olan ilkelere bağlanma gereğindedir.

Sezgi ise sınıfsızdır, derin bir duyuşa dayanır.

İnsan, akliyle düşündüğünü gönlüyle duyar.

Sadreddin’in bu düşünceleri aşk’ı en derin kavrayış gücü olarak benimseyen tasavvufa dayanır.

Onun düşünce düzeninde akla dayanan felsefenin yeri yoktur.

Bu görüşleri yüzünden Sadreddin, kendinden sonra gelenler arasında daha çok mutasavvıfları, özellikle mevlevileri etkiledi.

Akılcı felsefe akımları tarafından pek tutulmadı, özellikle Gazali’ye bağlanan akım doğrultusunda gelişti.

Sadreddin Konevi Eserleri

icazu’l-Beyan (A-çıklamanın Akla Durgunluk Verişi); Mifta-hu Cemii’l-Gayb (Gaybın Bütününü Açan Araç); Nefahatu’l-tlahiye (Tanrısal Esintiler); Şerhu Hadisi’l-Erbain (Kırk Hadis Yorumu); Tabsıratü’l-Miintehi (Görüş Gücünün En Son Devresi).

Bir cevap yazın