Hakkında Bilgi

Hakkında Bilgi,Ansiklopedik Bilgi

Tarih

Slavlar | Kimdir,Tarihi,Sanatı,Özellikleri | Tarih Bilgileri |

Slavlar Kimdir,Slavlar hakkında bilgi,Rus, çek, Sırp, Hırvat ve Bulgar halklarının tümüne verilen ortak isim.

Orta ve özellikle Doğu Avrupa’da geniş bir alanda yaşarlar.

Slavlar Kimdir
Slavlar,Rus, çek, Sırp, Hırvat ve Bulgar halklarının tümüne verilen ortak isim. 

Bu alan, Adriyatik denizinin Balkan kıyılarından, Bohemya ile Weser ırmağının sağ kollarının yukarı ve orta alanlarına ve Ural dağlarına kadar uzanır.

Hatta daha doğuya, Kuzey Asya’nın büyük bir kesimine taşar.

Slavların Fiziksel Özellikleri

Slav halklarının hepsi aynı tipte değildir; melezleşmeler sonucu, antropolojik özellikleri her yerde aynı olmaktan çıkmıştır.

Tek bir Slav milleti yoktur, ayrı ayrı birkaç Slav milleti vardır.

Bu milletlerin birleşmesi, bir dönemde panişlavist’lerin rüyası olmuştur.

Slavların Özellikleri

Bütün bu halkların ortak adı, «san» veya «söz» anlamına gelen slava köküne bağlanır, bu kök birçok özel isimde de karşımıza çıkar (Boleslav, Yaroslav v.b.).

Aslında bu terim, başlangıçta yalnız birkaç kavmi veya kabileyi belirtmekte kullanılıyordu; sonradan yaygınlaştı.

Bugün bu genelleme herkesçe kabul edilmiştir ve Ruslar, Polonyalılar, Ukraynalılar, Çekler, Slovaklar, Slovenler, Hırvatlar, Sırplar ve Bulgarlar «Slav» adı altında toplanır.

Çok geniş bir alana yerleşmiş olan bu halklar, zaman zaman başka halkların hâkimiyeti altına girmiştir (eski Avusturya-Macaristan imparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu).

Bu yüzden Slavlar iki büyük gruba ayrılır: en büyük grup olan Kuzey Slavlar ve Adriyatik kıyılarına yakın yerleşmiş halkları (Sırplar, Hırvatlar ve Slovenler) içine alan Yugoslavlar veya Güney Slavları ile Bulgarlar.

Bu kısmı sloven litürjik dilinde ve yunan dinindendir, fakat katolik kilisesine bağlıdır (Ukraynalıların bir kısmıyla Hırvatlar); büyük bir kısmı da katoliktir (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar, Slovenler ve Hırvatlar).

Ayrıca, çeşitli İslav halkları arasında var olan dil farkları da göz önünde tutulmalıdır.

Slav Dilleri 

Slav dilleri kapsadığı dillerin sayısı bakımından bütün Avrupa’nın en önemli dil öbeğini meydana getirir.

Slav dilleri üç öbeğe ayrılır: güney slavca öbeği, batı slavca öbeği, doğu slavca öbeği.

1. Güney slavca öbeğinin kapsadığı diller: Slovenya (Yugoslavya) ve Hırvatistan, İtalya ve Avusturya’ya komşu bölgelerde konuşulan Slovence; Sırbistan, Hırvatistan,Karadağ, Bosna-Hersek’te konuşulan sırp-hırvat dili.Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Besarabya’da konuşulan Bulgarca; Sırbistan ve özellikle Yugoslav Makedonya’sında yaygın olan Bulgarca tipindeki makedonya ağızları.

2. Batı slavca öbeğinin kapsadığı diller; Bohemya-Moravya ve Slovakya’da konuşulan ve birbirine çok yakın olan Çekçe ve Slovakça; Polonya’nın günümüzdeki sınırları içinde konuşulan Polca; Baltık kıyısında Gdanks’ın batısında konuşulan Kaşubca; Spree’nin yukarı kesiminde Bautzen ile Cottbus arasında konuşulan Lusace Sorabcası

3. Doğu slavca öbeğindeki diller: bütün Rusya’da konuşulan asıl Rusça (Büyük Rusça); Beyaz Rusya’da ve Rusya Federatif cumhuriyetine komşu bölgelerde konuşulan Beyaz Rusça; Ukrayna’da ve birçok göçmen aracılığıyle bütün Rusya’da  konuşulan ukrayna dili.

Bütün bu diller, Hıristiyanlıktan sonra yüzyıllarca hemen hemen değişmeden kalan Ortak Slavca’ya dayanır.

Aslında Selanik’teki eski makedonya dili olan ve IX. yy. sonunda Kiril ve Metodiy’in Incil ve yunan litürji metinleri tercümesi sayesinde bilinen Eski slavca aracılığıyla ortak slavca üstüne yaklaşık bilgiler edinebiliriz.

Önce glaglotik alfabesiyle, sonra Yunancadan alman kiril alfabesiyle, yazılan bu kutsal dil, (.Slavonca) daha yakın dönemlerden kalan biçimleriyle ve kullanan çeşitli halkların dillerine uyarlanarak (Rus Slavoncası, Bulgar Slavoncası, Sırp Slavoncası) ortodoks kiliselerinde kullanıldı.

Ortaçağda slav dilleri, batıya doğru bugün olduğundan çok daha fazla yayılmıştı.

Modern dönemde Almanca tarafından ortadan kaldırılan slavca ağızlarına (Polca, Kaşubca ve Sorabca da bunlar arasındadır) Lekhit denir; meselâ XVIII. ve XIX. yy.da ortadan kalkan Elbe’nin aşağı kesimindeki Polabca ve Pomeranya’daki Slovens dili.

Hem hint-avrupa modeline çok bağlı, hem de çok orijinal olan slav dilleri Ortak slavcanın ana özelliklerini Yeya hiç değilse bu özellikleri hatırlatan özel nitelikleri günümüze kadar muhafaza etti.

Hint-avrupa dilindeki k’nin s’ye dönüşmesi (msl. yunanca [he]ka-ton ve latince centum’ a karşılık suto, «yüz»); ön tarafta telaffuz edilen ünlülerle ard ünlülerin (ve daha sonra da ünsüzlerin) karşıtlaştırılması; kapalı hecelerin ortadan kalkması, karmaşık vurgu ve tonlama biçimleri; bir «canlı», bir de «cansız» cinsliği kapsayan yedi halli birçok isim çekimi; «belirsiz» adı verilen birçok normal sıfata eşil olarak «belirli» sıfatların varlığı; «görünüş» kategorisi etkisindeki fiiller, hint-avrupa kelimeleri.

Ortodoks halkların Slavcaları, kiril alfabesinden türeyen ama bu alfabeden fazla uzaklaşmamış alfabelerle yazılırdı: rus, beyaz rus, ukrayna, bulgar, sırp alfabeleri.

Katolik veya protestan mezhebine bağlı slav halkları ise ayırıcı işaretler ve her dile özgü harf grupları ekleyerek latin alfabesini kullanır.

Glagolitik yazı bazı katolik hırvat kiliselerinde hâlâ kullanılmaktadır.

Slav Tarihi

Slav halklarının ilk yurtlarının Karpatların kuzeyinde, San, Kuzey Bug, Pripet, Berezina, Orta Dnieper ve Desna vadilerinin çevrelediği bir bölge olduğu ileri şürülür.

Plinius, Tacitus ve Ptolemaios da (M.S. I.-II. yy.) Vend’lerin (Germenler komşuları olan Slavlara bu adı veriyorlardı) bu bölgede yaşadıklarını yazarlar.

Bu halkların tümüne birden verilen Slav adı, VI. yy.da ilk defa «Sklaven», «Esklavon», «Sloven» biçimlerinde ortaya çıktı ve yerleşti.

Soğuk, ormanlık ve bataklıklarla çevrili bir bölgede yaşamaları ve büyük ticaret yollarından uzakta kalmaları sebebiyle ilk Slavlar düşük bir yaşama düzeyine ve az gelişmiş bir kültüre sahiptiler.

Avcılık, baılkçılık, göçebe hayvancılık, arıcılık ve bazen de gezici tarımcılıkla (darı) uğraşıyorlardı.

Merkezî sisteme uygun ve müstahkem şehirler ancak VI. yy.a doğru görünmeye başladı.

Aileler, klanlar ve kabileler halinde yaşayan Slavlar bir devlet kurma yeteneğini gösteremediler.

Hukuk düzenleri kısas ükesine dayanıyordu. Ruhlara inanıyorlardı.

VI. yy.ın başından sonra izlenebilen, aslında ise M.S. II. yy.da başlamış olması gereken büyük göçler sonunda, Slav grupları birbirinden ayrıldı.

Bulgarlar ve sonra Avarlar tarafından bir süre federasyonlar halinde teşkilâtlanan Sklavenler 517’den itibaren Balkanları yakıp yıkmaya başladılar.

Daha sonra 580’e doğru dağınık topluluklar halinde bu bölgede yerleşip kaldılar.

Hellas ve Peloponnesos toplulukları, slav nüfusunun çoğunluğunu meydana getirmek ve Yunanlıları büyük çapta denize ve dağlara doğru püskürtmekle birlikte, Bizans tarafından fethedilerek yunanlaştırıldılar.

679’dan sonra Tuna’nın güneyine yerleşen Bulgarlar hâkimiyetlerini ve adlarını Moesia, Trakya ve Makedonya’da yaşayan Sklaven’lere kabul ettirdilerse de çok geçmeden slavlaştılar.

Daha batıda ise VI. yy.ın sonunda Pannonia’da oturan, Sırplar, Hırvatlar ve Slovenlerin çevresinde toplanan öbür slavlar kıyıya doğru ilerleyerek, İllyria’daki latin halklarını yavaş yavaş bünyelerine aldılar.

Bu Yugoslavlar (Güney slavlar), Ortaçağda Hırvatistan, Bosna, Hersek, Raşka veya Sırbistan, Zeta ve Karadağ gibi devletler kurdular.

Önceden de bir slav topluluğunun yaşadığı sanılan Doğu Germania’da Germenlerin geri çekilmeleri sırasında (IV. yy.) yeni slav kabileleri gelerek VIII. yy.ın sonuna kadar, Batıya doğru ilerlediler.

Slovaklar ve Çekler Tuna’nın kuzeyine Sorablar, Obodritler (bk. polablar) ve Pomeranyalılar Erzgebirge’nin (Kruşne-Hory) ötesinde, Saale, Elbe ve Baltık boylarında yerleştiler.

Gniezno Polan’ları ise Vistül havzasına hâkim oldular.

Bütün bu Batı slavları siyasî birliklerini koruyamadılar.

Art arda Samo (VII. yy.) ve Büyük Moravya prensleri (IX. yy.ın ikinci yarısı) tarafından birleştirilmelerine rağmen, dağınık yaşamaları yüzünden yeniden parçalandılar.

Bir savaş aristokrasisine sahip olan Çekler ve Lehler Bohemya ve Polonya devletlerini meydana getirdiler (X. yy.).

Buna karşılık, bugün ancak Sorab (Lausitz) ve Kaşub (Vistül Pomeranyası) toplulukları ile ayakta kalan Kuzeybatı slavları, X. yy.dan itibaren Almanlar tarafından yıkıldılar veya almanlaştırıldılar.

Çok geçmeden hızlanan alman akınları, çek, polonya ve sloven topraklarını sıkıştırmaya başladı.

Macarların Tuna boylarına yerleşmeleri de slavların aleyhine oldu; Macarlar çeşitli slav gruplarını parçalayarak kendilerinden önce bu bölgede oturan kabileleri yok ettiler veya macarlaştırdılar.

Daha sonra da, Slovaklara (XI. yy.) ve Hırvatistan’a (XII. yy.) hâkimiyetlerini kabul ettirdiler.

Daha doğuda eski Dacia’da oturan slavlar, bilinmeyen bir tarihte latinleşerek, XIII. yy.dan itibaren kendini belli eden rumen halklarının unsurlarından birini meydana getirdiler.

Doğu slavları veya onların Ant konfederasyonu Gotların (III.-IV. yy.lar) ve Hunlann (V. yy.) boyunduruğundan sonra Avarlar tarafından Tuna’dan uzaklaştırıldılar (VI. yy. sonu).

İstep bölgesine girememeleri ve uzun bir süre türk orduları tarafından kovalanmaları sebebiyle kuzeydoğuya doğru ilerleyerek barış sever ve dağınık bir halde yaşayan Finlilerle karşılaştılar.

Güneyde, Dnieper ırmağı boylarında yerleşen slav kabileleri Hazarların hâkimiyeti altına girdiler.

Kuzeyde ilmen gölü bölgesinde VII. yy.dan itibaren ilk Doğu iklav devletlerinin (Novgorod, Kiev v.b.) kurucuları oldukları sanılan maceracı ruslar veya Vareg’ler yerleşerek, buradaki halka adlarını verdiler.

Slavlarda VIII. ve XII. yy.lar arasında gelişen Hıristiyanlık, slav dünyasını oldukça farklı iki din grubuna boldü.

Polonyalılar, Çekler, Slovaklar, Slovenler ve Hırvatlar katolik kilisesine bağlandılar.

Ruslar, Bulgarlar ve Sırplar ise kendilerine litürjik bir dil (Slavonca) ve bir yazı (glagolitsa, sonra kiril yazısı) kazandıran Bizanslılar (Kiril ve Metodiy) tarafından ortodokslaştırıldılar.

Daha sonra da kendi millî kiliselerine sahip oldular.

Ortaçağ sonlarında Asya’dan gelen barbar kavimlerin akınları slavlara çok zarar verdi; Rusya, Tatarlardan kurtulabildiyse de (XV. yy.), Güney slavlar osmanlı hâkimiyeti altına girdiler (XIV.-XV. yy.).

Polonya yok oluşunu hazırlayan bir çöküş devresine girerken, Habsburg toprakları içindeki (1526) Bohemya ve Hırvatistan da almanlaşmak ve macarlaşmak tehlikesi içindeydi.

Yakın çağlarda, Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük ilerlemeler, ezilmiş slav halklarını (Polonya dışında) bu ülkeye yakınlaştırdı.

XIX. yy.da doğan milliyetçilik akımı içinde en önemlisi osmanlı ve avusturya yönetiminden bezerek kardeşlikleriyle tarihlerinin (1848 slav kongresi) bilincine varmaktan coşmuş slav topluluklarının hareketi oldu.

Panislavizm’e rağmen, Polonyalıları ezen çar, Osmanlılarla savaş halindeki Balkan slavlarını zayıf bir biçimde destekledi.

Slav milletleri kendi çabalarıyla bağımsızlıklarına kavuştu: Bulgaristan’ın (1885) ve Polonya’nın (1918) ayaklanması, Çekoslovakya ve Yugoslavya’nın kurulması (1918).

1914’ten ve 1939’dan önce slav dünyası üstünde yeniden hissedilen alman baskısı ikinci Dünya savaşı sonunda kesinlikle sona erdi.

Bu savaş sırasında slav birliğinin mistik havasını yeniden canlandıran S.S. C.B. zaferden sonra çeşitli slav devletlerini sovyet nüfuz bölgesi içine soktu.

Bir yanıt yazın