Şövalyeler

Şövalyeler (Fransızca chevalier, “atlı savaşçı”), ortaçağda senyör karşısındaki feodal yükümlülüğün toprağa bağımlı olmayan özgür vasatlarca askeri hizmet biçiminde ödenmesine dayalı tarihsel kurum.

Eski İsparta’da seçkin bir sınıf meydana getiren süvarilere verilen ad.Ortaçağda şövalyelik sınıfına kabul edilen soylu. Barondan bir derece aşağı aşamadan soylu.Soylular sınıfına bağlı askeri derebeylik kurumu.

Geçmişte, şövalye adı süvari birliklerinde hizmet görenlere, daha sonraları da savaşa at üzerinde katılanlara veya toplumda şövalyelerinkiyle kıyaslanabilecek bir mevki kazanmış olanlara verilirdi.

Şövalyelik tarikatı, Ortaçağda askerlik, din veya sağlık hizmetleriyle ilgili birlik; başlangıçta, kutsal yerlerin savunması için kurulmuştu.

Şövalyelik, birçok askeri toplumda, özellikle İran’da rastlanan çok eski bir kuruluştur. Bu kuruluş, atlı savaşçılar kastıdır. Tacitus, eski Germenlerde genç savaşçının silah kuşandığı bir törenden söz eder.

Batı’da şövalyelik Ortaçağda oldukça önem kazandı, önceleri soylulardan yani tüm savaşçılardan ve özellikle senyör tarafından beslenenlerden ayırt edilmezlerdi. Sonra, soylulardan ayrı bir duruma kavuştular.

XI. yy.da genç soylu, şövalye sınıfına törenle alınırdı; bu tören sırasında kuvvet ve maharetini ispatlamak zorundaydı. Bu törende, müstakbel şövalye silahlarını bir vasisinin elinden aldıktan ve ensesine ya da yanağına aynı vasinin indirdiği şiddetli yumruğu yedikten sonra atına biner, yol boyunca sıralanmış mankenleri mızrağıyla devirerek belli bir mesafeyi kat ederdi.

Daha erken dönemlerde, şövalyeler arasında, apayrı bir ahlak ve şeref anlayışı gelişti. Papa Johannes VIII, 878’de, dinsizlerle mücadeleyi şövalyeliğin bir şartı olarak kabul ettirmek istemişti.

Fakat kilise, daha çok şövalyeliğe kabul törenlerine karışıyor ve bu töreni şövalyenin yaşayışına uydurmak zorunda olduğu sembolik bir ahlak düzeni haline getirmek amacmı güdüyordu. XIII. yy. sonlarında giriş töreni şövalyeliğin sadece bir aşaması halini aldı.

Şövalyelik, şövalyeliği benimseyene ahlaki görevler ve zorunluluklar yükler, şövalyenin dürüst, yiğit, sadık, kadına saygılı, zayıflan (dul, yetim) koruyan, dini ve kiliseyi savunan kişiler olması gerekirdi.

Şövalyelik, zamanla kendini din uğruna mücadeleye adayan, Hıristiyanlığı, hıristiyan olmayanlara karşı savunan bir tarikat halini aldı.

1130-1250 Arasında, ilgi çekici bir gelişme oldu: tarikata şövalye olarak yalnız soylular almıyor, soylu olmayanlar ancak çavuş olarak hizmet edebiliyordu.

XII. yy. sonlarında mükemmel şövalye, dürüst, senyörüne ve yeminine bağlı, anlayışlı, iyi niyetli bir adamken (bunun örneği Henry II Plantagenet ile Aslan Yürekli Richard’ın soylu hizmetkarı William’dır) XIV. yy. sonlarında kendini gösterebilmek için her türlü çılgınlığı yapabilen, gerçeklerin dışında yaşayan efsanevî bir kahraman olup çıktı. Şövalyenin barış zamanındaki bütün işi lüks ve gösterişli eğlenceler halini alan yarışmalara katılmaktı.

Yunanistan’da Şövalyeler

Süvari olarak hizmet görecek yurttaşlar, genellikle imtiyazlı bir sınıftan seçilirdi. Yunancada hippeis (şövalyeler) deyimi hem süvari birliğini, hem oldukça yüksek bir sosyal sınıfı, hatta Tesalya’da olduğu gibi, gerçek bir aristokrasiyi belirtirdi.

Atina’da şövalyeler, Solon’dan sonra, en az 300 medimnos buğdaya eşit yıllık geliri olan ikinci sınıf yurttaşlardı; bir ata ve gereçlere sahip olmak zorundaydılar. Bununla birlikte, atlı sınıfın bütün üyeleri, süvari birliklerinde hizmet görmüyor, ağır teçhizatlı piyade de olabiliyorlardı.

Roma Şövalyeleri

Roma’da, senatörler sınıfından hemen sonra gelen süvariler, oynadıkları siyasi ve sosyal rol ile belirgin bir sınıf meydana getiriyordu. Şövalyeler önce süvaride hizmet görüyorlardı.

Krallar devrinde, 600 kişiydiler ve altı centuria’ya ayrılmışlardı. Sayılan, Cumhuriyet başlarında üç katına çıktı. Censor’lar tarafından ve servet sahipleri arasından seçilirlerdi. Bu durum servetle orantılı bir vergi Ödeme zorunluğunu ortaya çıkanyordu.

Roma hakimiyetinin genişlemesi, askeri ve siyasi kadroları birbirinden ayırdı; süvari sınıfının devşirilmesi servetle ilgili herhangi bir şarta bağlı olmaktan çıkanldı; bu arada, süvari sınıfının siyasi rolü belirlendi: Caius Gracchus, süvari sınıfını senatör sınıfına karşı çıkardı, sayı ve servetçe nüfuzlu olan bu sınıfı kendine bağlamaya çalıştı. Bu sınıf, senatörlere kapalı olan birçok kârlı mevkiye geçebiliyor, İktisadi hayatı yavaş yavaş eline geçiriyordu.

Resmi statüleri yavaş yavaş kesinleşen şövalyeler senatörlerden sonra, tiyatro’da özel yerler (Rex Roscia theatralis, M.ö. 67), bir ara da ağır ceza jürisine katılma imtiyazını elde ettiler; Augustus, kendilerine resmi bir soyluluk vererek, o tarihten sonra yöneticilerden çoğunun bu sınıftan seçilmesini sağladı. İmparator şövalye unvanını veriyor ve geri alabiliyordu.

Şövalyeler, aldıkları ücrete göre üç sınıfa ayrılırlardı; ücret, işgal edilen makamla ilgili değildi. Şövalyeler bir altın halka takar, kısa bir pelerin, kırmızı ve dar bir şeritle çevrelenen elbiseler giyerlerdi. Lopercus’larınkine benzeyen dini görevler de alırlardı. İmparator ailesinden prensler (gençlik prensleri) süvari düzeninde en yüksek mevkidekileri temsil ederlerdi.

Ortaçağ Şövalyeleri

Ortaçağ şövalyeleri. Latince metinlerde milites deyimiyle belirlenen şövalyeler, yayalara karşıt olarak at üzerinde savaşan kimselerdi. Süvarilik kurulduktan sonra, şövalye kelimesi çok kesin bir anlam aldı.

Zaten soylu ise, şövalyenin sosyal seviyesi süvariliğe girmekle değişmiyor, neyse o kalıyordu (kral veya küçük soylu veya en alt derecede savaşçı); fakat savaşçı sınıfına katılıyor ve rütbesinin gereklerini yerine getiriyordu.

Derebeylik ordusu, fiilen, constabularia’nın bir flama etrafında toplanmış beş süvarisi gibi, küçük birliklere bölünmüş şövalyelerin varlığı üstüne kurulmuştur.

Bunlar saldınya geçer, manevra yapar, toparlanır, araziyi elinde tutar, tabur veya daha önemli birlikleri meydana getirirlerdi. Başlangıçta, şövalye bir senyörün yanında yaşayabilir ve beslenebilirdi.

Her zaman soyluluğuna yaraşır biçimde yaşamak ve askerlik sanatına kendini adamak zorundaydı. Sonraları, şövalyeler, ancak toprak bağışıyla sağlanabilen belli bir gelire sahip olmuşlardır.

Şövalye küçük veya büyük bir malikaneye sahip değilse gördüğü hizmet karşılığında, senyörden, paryalara işletebileceği ve geliriyle geçinebileceği bir has arazi alırdı. Başka bölgelerde, onu yaşatacak toprağın törelerle belirlenen bir önemi vardı; bu toprak anglonorman derebeyliğinin özelliklerinden biri olan şövalyelik arazisidir.

İngiltere’ye Fatih William tarafından sokulan bu sistem, dük-kralın seferberlikte kaç savasçıya bel bağlayabileceğini bilmesine imkan verirdi.

Şövalye tımarı senyörleri, vasallarını kralın safında şahsen çarpıştırmak zorunluğundan kurtarıyor, buna karşılık krala da, derebeylik ordusundan çok daha esnek bir ücretli asker ordusu kurmak imkanını veriyordu.

Şövalye tımarları usulü Bretagne’da uygulandı. XII. yy. sonlarında Assise au Comte Geoffroy (Geoffroy Kontu Mahkemesi) bunların bölünmelerini yasakladı. Fransa krallığında, askeri teşkilatın temeli hala şövalyelikti.

Philippe Auguste, kendisine doğrudan doğruya bağlı vasallarının, özellikle etraflarında küçük birlikler halinde değişik sayıda savaşçı bulunduran şövalyelerinin kendisine ne kadar hizmet borçlu olduklarını inceden inceye hesaplatmıştı.

Şeref şövalyeleri

XII. y.da konak şövalyeleri, kral şövalyeleri adı verilen şeref şövalyeleri, özel olarak krala bağlıydılar. Bunlara hassa şövalyeleri de denirdi. Kraliçenin ve büyük senyörlerin de kendi şövalyeleri vardı.

XVI. yy.dan önce hiç kullanılmamış olan bu terimin turnuvalardaki şeref şövalyelerinden geldiği sanılır. XVII. yy.da «danışman» unvanıyla, Fransa başkanlık divanlarında şeref şövalyelikleri kuruldu.

1702’de Louis XIV her daireye (Büyük Meclis, Para dairesi, Hesap dairesi) iki şeref şövalyeliği koydurdu. Soyluluk unvanı sağlayan bu makamları esnaflar satın alabiliyordu.

Bir cevap yazın