Suçun Kanuni Tanımı

Suçun Kanuni Tanımı Hukuk kurallarının toplum için zararlı ve tehlikeli görerek yasakladığı ve cezai yaptırıma bağladığı eylem.Kanuna aykırı davranış, Hukuk düzeninin, sonucunu cezalandırdığı fiillere verilen ad.

Suçun tanımlanabilmesi yolunda hukukçulardan başka sosyoloji ve kriminoloji ile ilgilenenler de araştırmalar yaparak bazı sonuçlara vardılar.

Özellikle suçu ve suçluluğu doğuran sebepler üstünde yapılan bu araştırmalarda, anket, istatistik v.b. metotlarla suçu yaratan sosyal çevre, kültürel, Ekonomik, hatta biyolojik şartlar incelendi. Hukukçular tek bir suç tanımında birleşemediler.

Teknik hukuk görüşü kısa ve basit bir tanımlama ile «hukuk düzeninin, sonucunu bir cezaya bağladığı fiillere suç denir» sonucuna varmıştır. Bu tanım, belli bir yerde ve zamanda, nelerin suç olduğunu ortaya koymakla birlikte, suçun özünü, bir fiile neden «suç» denildiğini açıklayamadı.

Bazı ceza hukukçuları ise suçu, «ahlak düzenini ağır bir şekilde bozduğu için devletin hoşgörmediğı bir fiil» olarak tanımladılar.

Benzer nitelikte başka tanımlamalar da vardır: her zaman ve her yerde, ortalama bir dürüstlük ve acıma duygularına saldırıyı ifade eden hareket.

Antisosyal, bireysel güdüler tarafından meydana getirilen ve hayat şartlarını bozarak belli bir çağda, halkın ortalama ahlaki duygularına aykırı olan hareket.

Bu tanımlamaların amacı, suçu kanunkoyucunun yarattığı bir hukuki kurum olmaktan çıkarmak ve onu çevre şartlarının değişken özelliklerine uyabilen uzun süreli bir hukuki kurum haline getirmektir.

Bu yüzden kanunkoyucunun iradesinden çıkan bazı suç ve özellikle kabahatlerin, söz konusu tanımlamalara dayandırılması mümkün değildir. Bazı suç tanımlamaları da devletin ve toplumun kendini koruması gerçeğine dayandırılır.

Buna göre suç, kanunkoyucuya göre, toplumun varlığını korumasını imkansız duruma getiren onu büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakan harekettir.

Türk hukukunda, suçun tanımlanmasına çalışılırken, suçu meydan getiren unsurların bazı yazarlar tarafından yeterince belirtilmediği ileri sürülerek, daha ayrıntılı bir tanımlama yapılmıştır.

«İsnat yeteneği olan bir kişinin kusurlu iradesinin yarattığı icrai veya ihmali bir hareketin meydana getirdiği, kanunda yazılı tipe uygun hukuka aykırı ve müeyyide olarak bir cezanm uygulanmasını gerektiren fiile suç denir».

Böylece, suç adı verilen hukuki olayın kanuni unsuru, hukuka aykırılık; maddi ve manevi unsurları da kanunda belirtilen cezalandırılmadır.

Suçu meydana getiren unsurların başında «kanunilik» gelir. Buna göre bir fiilin suç olabilmesi için, kanunun açıkça bu fiili suç olarak nitelendirmesi gerekir.

Nitekim, Türk Cz. kn. md. l’de «kanunun açık olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği» hükmü konulmuştur.

Hukukta, «kanunsuz suç olmaz» ilkesiyle belirtilen kanunilik unsuru, 1961 Anayasası tarafından da, bir anayasa ilkesi ve kurumu haline getirilmiştir.

Anayasa md. 33’e göre «Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz». Böylece.. Anayasa, bu ilkenin ceza hukuku kadar hürriyetleri de ilgilendirdiğini belirtmiştir.

Nitekim, Anayasanın gerekçesine göre, birçok anayasada özellikle yeni anayasalarda yer alan bu kural, ceza alanını ilgilendirmekle birlikte, her şeyden önce bir hürriyet teminatıdır. Bu yüzden bilim ve uygulamaya uygun olarak Anayasada, ilan edilmesi zorunludur.

Suçun kanunilik unsurunun doğal bir şartı da Anayasada belirtildiği gibi suç meydana getirdiği ileri sürülen fiilin işlendiği anda yürürlükte olan herhangi kanuna göre suç sayılmasıdır.

Fiil, kanunda gösterilen tanıma uyuyorsa, ceza hukuku alanında tipe uygunluk da denilen, kanuni unsur gerçekleşmiş olur.

Suçun ikinci önemli unsuru olan «hukuka aykırılık», Ceza kanununun veya ceza hükümleri bulunan özel bir kanunun, bir maddesinde yer alan bir fiilin, yürürlükteki hukuk düzeni tarafından da meşru sayılmamasıdır.

Aynı kanunun veya başka bir kanunun öteki bir hükmü bir fiili, çeşitli sebep ve şartlar yüzünden meşru sayıyorsa, suçun hukuka aykırılık unsuru gerçekleşemez; dolayısıyla da suç ortaya çıkmaz. Mesela, adam öldürmek suçtur.

Ama bu fiil, yetkili mercinin kararını yerine getiren bir cellat tarafından yapılmışsa veya bir kişinin gerek kendisini gerek başkasının nefsini veya ırzını, haksız bir saldırıya karşı korumak için işlenmişse faile ceza verilemez.

Aslında, dış görünüşleri bakımından birer suç olan bu fiiller, hukuka aykırılık adı verilen unsurun gerçekleşmemesi sebebiyle suç sayılmaz ve dolayısıyla cezalandırılmaz.

Suçun üçüncü unsuru, toplumda değişiklik yapan veya değişikliğin meydana gelmesine yol açan bir hareketin varlığıdır. Bu hareket bir şeyi yapma şeklinde olabildiği gibi yapmama şeklinde de olur.

Bununla birlikte suçun üçüncü unsurunun tam olarak ortaya çıkabilmesi için, yapma veya yapmama şeklindeki (yani icrai veya ihmali nitelikteki) hareketin bir sonuç yaratmış olması gerekir.

Üçüncü unsuru tamamlayan özellik hareket ile sonuç arasındaki bağdır.

Buna hukukta illiyet bağı denir. Hareket, sonuç ve illiyet bağı birlikte suçun maddi unsurunu meydan getirirler.

Tarihi gelişim içinde, bir fiilin suç sayılabilmesi için önceleri failin iradesi ve isteğiyle ilgilenilmezdi; zamanla bu düşünce ve uygulama değişti.

Modern ceza hukukunda bir fiilin suç meydana getirebilmesi için kanundaki tipe uygunluğun, hukuka aykırılığın, hareket, sonuç ve illiyet bağınm bulunması yeterli değildir.

Modern toplumlarda, ceza kanunları, bazı istisnalar dışında, fail tarafından istenmemiş fiilleri, öteki unsurlar gerçekleşmiş olsa bile cezalandırmaz.

Çünkü, ceza hukuku alanında, suçun meydana gelmesi için dördüncü bir unsur aranır. Bu unsura, suçun manevi unsuru adı verilir.

Fiilin iradi olması, yani hareketin, sonucu doğuracak şekilde ve bu kasıtla yapılması manevi unsuru gerçekleştirir.

Ancak, kanundaki tanıma uygun ve hukuka aykırı bir hareketin, suç sayılması için kusurlu bir iradenin sonucu olması gerekir. Buna isnaı kabiliyeti denir.

Suç işleyen akıl hastalarının cezalandırılmaması bu kişilerde isnat kabiliyetinin bulunmasından ileri gelir. İsnat kabiliyeti ancak, hareketin sonucunu anlayabilecek kimselerde vardır.

Suçun yapıcı unsurları olarak kabul edilen bu unsurlardan başka, bazı ön şartların da (cezalandınlabilme ve takip şartları) bulunduğu ileri sürülür (msl. zimmete para geçirme suçunu işleyebilmenin önşartı, failin devlet memuru olmasıdır). Suçun tamamlanmasından sonra ortaya çıkan bazı şartlar da cezalandırabilmeyle ilgilidir.

Yabancı ülkede işlediği bir suçtan dolayı, Türkiye’de cezalandırılabilmesi için, failin Türkiye’ye gelmiş olması şartı gibi suçun takip şartları da izin, talep, karar ve şikâyettir.

Bir cevap yazın