Hakkında Bilgi

Hakkında Bilgi,Ansiklopedik Bilgi

BiyografiTarih

Sultan Abdülaziz,Hayatı,Siyasi Olayları | Osmanlı Tarihi |

Sultan Abdülaziz Babası öldüğünde on yaşındaydı; ağabeyi Abdülmecid de onun eğitim ve öğrenimiyle yeterince ilgilenmedi.

Sultan Abdülaziz’in Hayatı

Veliahtlığı sırasında devlet işlerinden çoğunlukla uzak tutulduğu için, Harem dışında vaktini av, deniz, cirit, güreş gibi sporlarla geçiriyordu.

Sağlıklı ve gösterişliydi, sade ve samimî hayatiyla halkın sevgisini kazanıyordu ; bu yüzden ağabeyi onu kıskanacak, veraset geleneğinde değişiklik yaparak, Şevkefza Kadınefendinin de etkisiyle, oğlu Murad (V) lehine, onu Osmanlı tahtından mahrum etmek isteyecekti; bu niyetinden, İngiltere elçisi Canning’in menfi tutumu üzerine vaz geçti.

Sultan Abdülaziz Dönemi Siyasi Olayları

Damadı Mehmed Ali Paşa daha ileri giderek Padişaha, kardeşi Abdülaziz’i gizlice öldürtmesini tavsiye ediyordu.

Gün geçtikçe Abdülaziz’den şüphelenmeğe başlayan Abdülmecid, onu Trablus valiliği ile İstanbul’dan uzaklaştırmayı düşündü, fakat sonradan zararlı bulduğu bu fikrinden de vaz geçti.

Kuleli vakası (eylül 1859), Abdülmecid’in kardeşinden yersiz endişelerini büsbütün artırdı.

Abdülaziz herhangi bir felâkete uğramaktan, ağabeyi Abdülmecid 25 haziran 1861’de ölünce kurtuldu.

Bununla beraber vükelâ, tahta kimin getirileceği hususunda henüz tam bir anlaşmaya varmış değildi. Biat davetiyeleri yazılmış, fakat padişahın isim yeri açık bırakılmıştı.

Abdülmecid seraskerlerinden Rıza Paşa, Abdülaziz’in padişahlığına şiddetle karşıydı; nitekim durumu tehlikeli gören Valide Pertevniyal Sultan, cülus için Topkapı sarayına götürülen oğlunun ardından gitmek gereği duydu. Yalnız muhafazakâr eğilim sahipleri durumdan hoşnuttu.

Sonunda herhangi bir vaka çıkmadan cülus merasimi tamamlandı ve Abdülaziz tahta çıktıktan üç gün sonra, Eyüp’e giderek kılıç kuşandı (28 haziran 1861, cuma).

Yeni Padişah, bütün devlet memurlarının görevlerinde bırakıldığına dair, sadrazamı Mehmed Emin Paşaya yolladığı 2 temmuz 1861 tarihli hattı hümayunla hizmete başladı.

Aynı yazıda Tanzimat ve Islahat fermanlarıyle girişilen yenilik hareketlerine devam edileceği, malî güçlüklere çare bulunacağı, tasarrufa önem verileceği de belirtiliyordu.

Fakat uygulamada, serasker Rıza Paşanın görevinden uzaklaştırıldığı, Valide Sultana 1000 kese maaş bağlandığı, şehzadelere Hazinei Hassa’dan verilen aylıkların, sultanların aylıkları gibi Hazinei Maliye’ye geçirildiği görüldü.

Abdülaziz. malî durumu düzene sokma vaadine rağmen, karşılıksız çıkarılan kağıt paraları tedavülden kaldırmadığı için daha 1862 yılında İngiltere’den borç almak zorunda kaldı.

500 milyon franga ihtiyaç vardı, ancak 200 milyon alınabildi; «Dârülfünun kaidesi» ne göre kaime’ler toplanmaya başlandı.

Abdülaziz iç hâzinede önce bazı tasarruflar sağladı, ama sonraları, tasarruf düşüncesiyle devlet varlıklarına zarar getirme” endişesine kapılarak, yeni bir donanma kurulmasına izin vermekle, masraf kapılarını yeniden açmış oldu.

Veliahtlığı sırasında bir kadın ile evlenmenin yeterli olduğunu söyleyen Abdülaziz,. padişahlığı zamanında Saray halkı mevcudunu 5500 kişiye yükseltti.

Saray’ın iç masrafları ve köşklere harcanan para, devlet gelirinin beşte birini buluyordu. Devletin borçları kısa zamanda 25 milyondan 250 milyona yükseldi.

1875 yılında Hazine, bu borçların faizlerini bile ödeyemeyecek duruma düşmüştü.

Sultan Abdülaziz

Osmanlı devletini bu kadar ağır borç altına sokan sadece Sarayın ve Padişahın şahsî masrafları değildi.

Zamanın siyasî olayları da bu borçlanmada önemli rol oynuyordu.

Karadağ’da, Sırbistan’da, Memleketeyn adı verilen bugünkü Romanya’da, Girit’te, Mısır’da meydana gelen çeşitli olaylar, devletin masraflarını ve borcunu günden güne artırıyordu.

Karadağlılar 1862’de yenilgiye uğratılmıştı, ama Sırplar, başta Belgrad olmak üzere altı kaleden osmanlı askerlerini çektirmek, bağımsızlıklarını tamamlamak istiyorlardı.

Eflâk ve Buğdan’ı Prens Cuza’nın idaresi altında birleştirmiş bulunan Romanyalılar, bu defa ve Paris antlaşmasına aykırı olarak, Cuza’nın yerine Prens Kari von Hohenzollern’in (Karol) prensliğini kabul ettirmeğe çalışıyorlardı.

Girit rumları Yunanistan ile birleşmek istediklerinden, Adada huzur yoktu.

Sonunda, Rumenler 1866’da, Sırplar 1867’de istediklerini elde ettiler.

Sadrazam Âli Paşanın seyahati sonunda ve iç işlerinde bir çeşit muhtar idare kabul edilerek Girit’te geçici bir sükûn sağlanabildi (1867).

Panislavizm akımları sonucu Rum Patrikhanesinden ayrılan Bulgarlar, bağımsız bir Bulgar eksarhlığı kurdular.

Mısır valisi İsmail Paşa, Mısır’da veraset şeklini değiştirerek, valiliğin babadan oğula geçmesini sağladı (mayıs 1866), kısa bir süre sonra Hıdiv unvanını aldı; Süveyş kanalının açılış törenine yabancı devlet temsilcilerini kendi adına davet etmek, savaş gemileri satın almak, borç anlaşmaları imzalamak gibi aşırı hareketlerde bulundu; bu çeşit davranışlarına 1869’da son verildi.

Şeriflerin elinden alınan Hicaz’da yeni bir il teşkilâtı kuruldu; Mekke ve Medine çevresindeki osmanlı idaresi kuvvetlendirildi.

Midhat Paşa Bağdat valiliği sırasında, Bahreyn ve El Ahsa’yı Osmanlı devletine bağladı (1868); Yemen ve Asir’in iç bölgeleri osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı.

Abdülaziz, tahta çıkışından sonraki on yıl boyunca devleti daha çok Ali ve Fuad paşaların siyasetiyle idare etmişti.

Osmanlı hükümetinin dış siyaseti, başında sadrazam Âli Paşa bulunduğu zaman Fransa’nın, Fuad Paşa bulunduğu zaman İngiltere’nin tesiri altındaydı; 1871 ’den sonra ise Rusya’nın tesiri görüldü.

Fransa’nın 1871’de mağlup olmasından faydalanan Ruslar, Paris antlaşmasını tanımadılar ve Balkanlardaki Slavları yeniden, bağımsızlıkları için isyana teşvik ettiler.

Bosna ve Hersek’te isyan hareketleri, 1875-1876 yıllarında son derecesine varmıştı.

Balkanlar’daki rus tesiri karşısında Abdülaziz, Avusturya başbakanı Kont Andressy’nin Bosna ve Hersek için hazırlamış olduğu ıslahat tasarısını kabul etmek zorunda kaldı.

Selânik’te iki konsolosun öldürülmesi olayı, Avrupa devletlerini Berlin muhtırasını hazırlamaya götürdü.

Bu devre Abdülaziz saltanatının ikinci ve daha serbest hareket ettiği dönemini teşkil ediyordu.

Tanzimat esaslarına aykırı muhakemeler, hapisler, sürgün cezaları, rütbelerin geri alınması, sıkı bir sansür ve keyfi hareketler yeniden başladı.

Sadrazam Mahmud Nedim Paşa rus siyaseti taraftarı olduğu için, bu devrede Rusfarın tesiri de kendini iyice hissettiriyordu.

Dış siyaset bakımından çok hareketli geçen saltanatı devresinde Abdülaziz, Avrupa’yı gezen ilk osmanlı imparatoru oldu.

Âli ve Fuad paşalar onun, Osmanlı imparatorluğu ve diğer Avrupa devletleri hakkında bilgisinin artmasını istiyorlardı.

Bu sebeple ilk defa, atalarının eserleriyle dolu tarihî bir şehir olan Bursa’ya gitti.

İlk padişahların (Yıldırım Bayezid hariç) mezarlarım ziyaret etti. Sonra 3 nisan 1863’te Mısır seyahatine çıktı.

Abdülaziz’i bu seyahate gönderenler arasında, Mehmed Ali Paşanın damadı, sadrazamlardan Yusuf Kâmil Paşa da bulunuyordu.

Abdülaziz asıl büyük seyahatini, Fransa imparatoru Napoleon II ün daveti üzerine Batı Avrupa şehirlerine yaptı.

Milletlerarası Paris sergisini görmek ve bu arada siyasî görüşmelerde bulunmak üzere 21 haziran 1867’de İstanbul’dan ayrıldı.

Deniz yoluyla İtalya (Napoli) üzerinden Fransa’nın Toulon şehrine çıktı. Paris’te uzun süre kaldı, Kraliçe Victoria’nın davetlisi olarak Londra’yı ziyaret etti.

Sonra Prusya, Viyana ve Budapeşte üzerinden 4 ağustos 1867’de Rusçuk’a geldi. Buradan Varna yoluyla, İstanbul’a döndü (7 ağustos).

İki yıl sonra, Fransa imparatoru adına imparatoriçe Eugenie ve Avusturya imparatoru Franz Josef, ziyaretini iade ettiler.

Sultan Abdülaziz

Abdülaziz, Tanzimatı uygulamak arzusu ile, padişahlığı sırasında idare, askerlik, maliye ve özellikle millî eğitim alanındaki değişikliklere geniş ölçüde yer verdi.

Eski eyalet ve sancak teşkilâtı değiştirilerek yeni nizamın uygulanması amacı ile, onun zamanında Tuna vilâyeti kuruldu (1864).

Bir yıl sonra bu vilâyetin idare şekli, bütün memleket 27 vilâyete bölünerek, her tarafa uygulandı.

1869’da «Dâire-i Umûmiyye-i Vilâyât nizamnamesi» yayınlanarak, memurların idaredeki sorumlulukları belirtildi.

Meclis-i Vâîây-ı Ahkâm-ı Adliye 1868’de, Şûrâyı Devlet (Devlet şûrası) ve Divân-ı Ahkâm-ı Adliye (Temyiz ve İstinaf mahkemeleri) adları ile ikiye ayrıldı. Nizamiye mahkemeleri 1875’te genişletildi.

Cevdet Paşanın başkanlığında toplanan Mecelle cemiyeti 1874’te Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye adlı hukuk kitabını, son faslı hariç tamamladı. 1869’da «Osmanlı Tabiiyet kanunu» hazırlandı.

1869’da «Pasaport ve Mürur (geçiş) Tezkeresi nizamnamesi» çıkarıldı. Sonra kara ve deniz kuvvetlerinin ıslahı ile hassa alayı’nın kurulması, donanmanın, dünya deniz kuvvetleri arasında mühim bir yer alacak duruma getirilmesi, rüştiyelerin çoğaltılması bu dönemde oldu. 27 Nisan 1868’de, İstanbul Galatasaray sultanîsi açıldı.

1869’da «Maarif-i Umûmiye nizamnamesi» yayınlandı. 1863’te ilk defa, Dârülfünun’da konferans şeklinde derslere başlandı.

20 Şubat 1870’te Dârülfünun resmen açıldı. Bunun yanında Mahreç-i Ahkâm (1862), Lisan mektebi (1864), Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (mayıs 1867), Kaptan ve Çarkçı mektebi (1870), Hukuk mektebi (haziran 1870), Kız Sanat okulu (1869) ile Dârülmuallimat (Kız Öğretmen okulu, 1870) gibi meslek okulları da açıldı. Mülkiye Mühendis mektebi’nin kurulması için 1874’te çalışmalara başlanıldı.

1865’te kurulan «Cemiyet-i Tedrisi-ye-i Islâmiye», 1873’te Dârüşşafaka’yı açtı. 1865’te ilk «Basın kanunu» çıkarıldı.

1867’de «Asarı atika (eski eserler) nizamnamesi» yürürlüğe girdi. Birçok malî ıslahat yanında, ilk defa «Bina Vergisi usulü» hazırlandı (1861) ve uygulandı (1874). Emniyet Sandığı 1868’de kuruldu.

27 Şubat 1863’te İstanbul’da Atmeydanı’nda ilk olarak milletlerarası bir sergi açıldı. «Islah-ı Sanayi komisyonu» toplandı (1863).

İstanbul-İzmit (1873), Istanbul-Edirne-Dedeağaç tren yolu işletmeye açıldı (1874).

Bursa-Mudanya yoluna başlanıldı. İstanbul’da Tramvay ve Tünel işletmesi (1873), Tuna, Dicle ve Fırat gibi nehirler üzerinde ulaştırma işinin düzenlenmesi, Boğaziçi’nde vapur işletmesinin Şirketi Hayriye’ye verilmesi ve «İdâre-i Aziziye» adı ile ilk deniz yolları işletmesinin kurulması; 1869’da Süveyş kanalı’nın işletmeye açılması, Osmanlı bankası’ nın kuruluşu (1863) gibi daha birçok hizmetler, Abdülaziz’in padişahlığı zamanında ve İmparatorluğun kalkınması yolunda yapılan yararlı işler arasında yer aldı.

Abdülaziz, İstanbul’un imarı bakımından da önemli çalışmalar yaptırdı.

Bu arada Beylerbeyi sarayı (1865), Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki Çırağan sarayı (1871), Feciye sarayı, Çekmece ve İzmit kasırları, Taksim Topçu kışlası ve Gümüşsüyü kışlası (1862), Harbiye nezareti (1865) ile Maçka silâhhanesi (1874) binaları onun zamanında yapıldı.

Yangından harap olan Çengelköyü Kuleli kışlası ile, Abdülmecid devrinde yanan İstanbul Harbiye mektebi binaları esaslı şekilde onarıldı. Beykoz kışlalarına bir dikimevi ile bir karantina eklendi.

Tophane’deki top döküm atelyeleri genişletildi (1865). Haliç’te Tersane’deki havuz büyütüldü.

Üsküdar’daki Toptaşı Süvari kışlası, 1875’te Askerî rüştiye haline getirildi. Küçüksu kasrı onarıldı.

Bugünkü Yıldız sarayı bahçesinde bulunan kasırların bir kısmı yine onun padişahlığı devrinde yapıldı. Yuşa camii (1864), Salıpazarı’nda Süheyl Bey camii (1873) de genişletilmek yoluyle yeniden yaptırıldı.

Beşiktaş’ta iclâliye’de, Gümüşsuyu’nda ve Salıpazarı’nda birçok çeşme yaptırdı. Abdülaziz’in Konya ve bugünkü Elazığ illerinde de hayır eserleri vardır.

Bütün bu işleri yeterli bulmayarak, hükümet icraatından memnun kalmayanlar, Padişah da dahil olmak üzere, devrin vezirlerini şiddetle tenkide başlamışlardı.

Bu tenkitlerin günden güne artması ve basında yer alması sonunda sansür müessesesi meydana çıktı (1865).

Hürriyet ve idareyi kontrol fikirlerini yaymaya çalışan ve halka daha tesirli şekilde hitap edebilmek için yazı dilinde sadeliğe giden gazetelerin, sansür ile kayıtlı bulundurulmak istenilmesi memlekette gizli bir muhalefet akımı uyandırdı.

Mısırlı Mustâfa Fazıl Paşanın Mısır valiliği meselesine üzülerek Paris’e gitmesi ise, hürriyet taraftarı birçok aydının, Yeni Osmanlılar adıyla onun etrafında toplanmasına sebep oldu. Bunlar Abdülaziz’e kargı, gazetelerle muhalefete geçtiler.

Abdülaziz’in her arzusunu yerine getirmek isteyen sadrazam Mahmud Nedim Paşa zamanında, Padişahın debdebe ve israf içinde ölçüsüz hareketlere bağlaması da, umumî efkârı Abdülaziz aleyhine hazırladı, öte yandan görevi kötüye kullanmaların, rüşvet almaların,işten atılma ve sürgün olaylarının artması,rus elçisi ignatiev’in devlet işlerine geniş ölçüde karışması, Yeni OsmanlIların faaliyetini kolaylaştırdı.

Nihayet bu durum karşısında, sadrazam Midhat Paşa, ancak halkın hükümeti kontrol edebileceği bir sistem ile, yani meşrutiyet idaresiyle işlerin düzeleceğine kanaat getirdiği için, Genç Osmanlılarla sıkı temasa ve işbirliğine girişti.

Dış olayların da bozuk gitmesi yüzünden, halk arasında Abdülaziz’e karşı geniş ölçüde bir hoşnutsuzluk belirdi.

Abdülaziz’in, veraset şeklini değiştirmek suretiyle, büyük oğlu Yusuf Izzeddin Efendiyi kendi yerine padişahlığa getirmek istediği yolundaki söylentiler huzursuzluğu bir başka yönden arttırdı.

Sonunda medrese talebesi ayaklanınca, Abdülaziz sadrazam Mahmud Nedim Paşayı sadaretten uzaklaştırdı. Yerine. Mütercim Rüşdü Paşa geçti.

Onun döneminde, Devlet şûrası başkanı Midhat Paşa, evvelce kendisini İsparta’ya sürdürdüğü için Padişaha kırgın olan serasker Hüseyin Avni Paşa ve şeyhülislâm Hayrullah Efendi ile, devletin durumunu inceleyerek, Padişahın siyasetteki bilgisizliği, devlet malını, kendisi için düşünmeden harcaması ve koç,horoz dövüşleri sırasında gösterdiği bazı dengesiz hareketleri yüzünden, tahttan indirilmesine karar verdiler.

Sonra Hayrullah Efendiden, Abdülaziz’in hal’i için alınan bir fetva üzerine, Hüseyin Avni Paşa.

Dârı Şûrayı Askerî reisi Redif Paşa, Askerî mektepler nazırı Süleyman Paşa ve Bahriye nazırı Kayserili Ahmed Paşa ile Padişahın tahtından indirilmesi meselesinde anlaştılar.

29 Mayıs pazartesi gününü salı gününe bağlayan gece, Süleyman Paşa Harbiye öğrencileriyle Veliaht dairesi tarafından, Redif Paşa, Redif taburlarıyle Gümüşsüyü ve Taşkışla yönünden, Bahriye nazırı Ahmed Paşa da donanma ile deniz tarafından Dolmabahçe sarayını kuşattılar.

Sarayın şehir ile bağlantısı tamamen kesildi. Süleyman Paşa, Veliahd dairesinden Murad V’i alarak, Hüseyin Avni Paşa ile birlikte Serasker dairesine götürdü; orada bulunan devlet büyükleri kendisine biat ettikleri için, Abdülaziz hal edilmiş oldu.

Sadrazam Rüşdü Paşa, Abdülaziz’e ait mührü hümayunu geri gönderdi.

30 Mayıs sabahı Abdülaziz, yeni cülus olayını ve kendisinin tahttan indirildiğini top seslerinden öğrendi.

Dârüssaade ağası Cevher Ağa, yeni Padişahın iradesini getirerek, derhal Topkapı sarayına gitmesi gerektiğini bildirdi.

Abdülaziz deniz yoluyla önce Topkapı sarayına götürüldü, burada üç gün kaldı; sonra yeğeni Murad V’e yazdığı mektuplarla, bu bakımsız saraydan alınarak bir başka yere, meselâ Ortaköy’de yaptırmış olduğu Feriye sarayına geçmek istedi.

İsteği Murat V tarafından kabul edildiği için, annesi ve çocuklarıyla beraber buraya getirildi. Teessürü günden güne artıyordu.

Sonunda 3 haziran 1876 sabahı, sakalını düzeltmek için istediği makasla bilek damarlarını keserek, kapalı bulunduğu odada intihar etti.

Kan kaybından baygın düştüğü sırada saraya gelen Hüseyin Avni Paşa tarafından, bulunduğu yerde tedavisi için derhal doktor çağrılması gerekirken bu yapılmadı, odasından alınarak, sarayın yanında bulunan Feriye karakoluna naklettirildi.

Devrin meşhur doktorları oraya çağrıldı. Ama bu zaman kaybı yüzünden Abdülaziz kurtarılamadı. İntihar etmediği ve öldürüldüğü yolunda da söylentiler vardır.

Naşı karakoldan tekrar Saraya ve buradan da Topkapı sarayına götürüldü.

Gerekli hazırlık ve merasimin yapılmasından sonra Mahmud II türbesine gömüldü.

Abdülaziz, iri yapılı, her türlü güreşi seven, bazen de bizzat güreşen, spora meraklı bir padişahtı.

Güzel sanatlara da önem veriyordu. Resim yapmaya ve resmini, hattâ heykelini yaptırmaya merakı vardı.

Meşhur ressam Ayvazovski’yi İstanbul’a davet ederek ona birçok tablo, daha çok deniz manzaraları yaptırmıştı. Musiki ile de meşguldü.

Mevlevilikle ilgiliydi, ney çalmış ve bazı besteler yapmıştı.

İlk zamanlarında da gurur ve kibirden uzak, sade ve sakin bir hayat yaşarken, sonradan, Yıldırım Bayezid Timur’a esir düştü diye, Bursa’daki mezarını ziyaret etmeyecek kadar gurura kapılmıştı.

Merasimlerden hoşlanmaz, daha çok rahat yaşamayı tercih ederdi.

Fesinin şekli, devri için bir hususiyet teşkil eder.

Yusuf izzeddin, Mahmud Celâleddin ve Mehmed Seyfeddin ile Abdülmecid adlı oğullarından yalnız Abdülmecid son osmanlı halifesi olabilmiştir.

Annesi Pertevniyal Valide Sultan, Aksaray’da kendi adına bir külliye meydana getirdi.

Ayrıca DolmabaTıçe’nin üst tarafında, bugünkü Taşlık’ta ikinci bir cami yapımını başlatmış ise de Abdülaziz Avrupa seyahatinden dönüşte bu yapıyı durdurmuştu.

Abdülhamid II devrinde akademi haline getirilmesi teklif olunan binanın kalıntısı, 1960 yılından önce, yerinde bir park yapılınca ortadan kalktı.

Bir yanıt yazın